Eğitim, Çocuğu Tanımak ve Sevmekle Başlar !

Davranışçı Yaklaşımlar Kuramı
Davranışçı Yaklaşımlar Kuramı - 1 PDF Yazdır e-Posta
  
Salı, 07 Temmuz 2009 08:30

Davranışçı Yaklaşımlar Kuramı
Öğrenme ile ilgili ilk deneysel araştırmalar 20. yüzyılın başında Pavlov’un Rusya’da Watson ve Thorndike’ın Amerika’da yaptıkları insan ve hayvanların laboratuarda belli bir durumda nasıl davrandıklarına ilişkin çalışmalarla başlamıştır.

Bu psikologların çalışmalarının odak noktası hayvan ve insan davranışları olduğu için bu yaklaşımı benimseyenlere davranışçı ve geliştirdikleri kuramlara davranışçı kuramlar denilmiştir. Skinner, Guthrie, Hull, diğer önemli davranışçılardır.

Davranışçılar öğrenmeyi uyarıcı ile davranış arasında bağ kurma işi olarak görmektedirler. Uyarıcı, organizmayı harekete geçiren iç ve dış olaylardır. Duyduğumuz bir ses, gördüğümüz bir ışık, resim, aldığımız tat bizim için bir uyarıcıdır. Uyarıcılar organizmayı etkileme gücündedir. Bir uyarıcı karşısında organizmada meydana gelen fizyolojik ya da psikolojik değişme, davranım ya da tepki olarak adlandırılır. Davranımların bir araya gelmesiyle oluşan eylem ise davranış olarak nitelendirilir.

Davranışçılara göre davranış değişmesine neden olan üç temel örenme süreci vardır.
1. Klasik Koşullanma
2. Edimsel Koşullanma
3. Gözlem Yoluyla Öğrenme

Thorndike ve Pavlov’un çalışmaları eşzamanlı yapılmış, birbirinden bağımsız keşiflere bir başka örnektir. Thorndike'ın etki yasası (law of effect) 1898 yılında Pavlov’ un ona çok benzeyen pekiştirme yasası ise (law of reinforcement) 1902 yılında geliştirildi.

Thorndike eğitiminin tümünü ABD'de yapmış ilk psikologlardandır. Thorndike'ın psikolojiye ilgisi, Wesleyan Üniversitesi'nde öğrenci iken William James'in ilkeleri'ni okumasıyla başlamıştı (pek çokları gibi).

Daha sonra James'in gözetimi altında hayvan öğrenmesi araştırmalarına başladığı Harvard'da okumuş, burada Morgan tarafından verilen konferanslar onun açık esin kaynağı olmuştur. Thorndike'ın başlangıç araştırmaları civcivlerle yapılmıştı. Kişisel sebeplerden ötürü Thorndike Harvard'daki eğitimini tamamlamadı.

Otomobil kullanmayı asla öğrenememiş olan Thorndike hayvan psikolojisinin gelişim surecindeki en önemli araştırmacılardan birisidir. Thorndike gözlenebilir davranışlar üzerinde odaklanan nesnel ve mekanik bir öğrenme teorisi tasarlıyordu. Psikolojinin zihin elemanları veya bilinçli deneyimleri değil, davranışları araştırması gerektiğine inanıyordu.
 

Bu nedenle Thorndike işlevselciler tarafından başlatılan ve daha fazla nesnelleşmeye yönelik eğilimi destekledi ve öğrenmeyi öznel fikirler açısından değil, uyarıcı ve tepki arasındaki somut bağ açısından yorumladı. Bununla birlikte Thorndike'ın sisteminde hala zihinsel süreçlerden ve bilinçten bir parça söz ediliyordu.
 

Araçsal-Edimsel Öğrenme Teorilerinin Ortaya Çıkışı
Kolombiya Üniversitesi mezunu olan Edward Thorndike, çalışmalarına öncülük etmesi adına davranış değişimi ve öğrenmenin altında yatan süreçlere yönelik bir seri deney başlattı.
 

Kediyi, içerisinde makara (palanga) düzeneğine asılı bir çubuğun olduğu kapalı bir kutuya yerleştirdi. Kedi çubuğa çarptığında çubuk eğilecek ve ip bölmenin kapısını açacaktı ve bu doğrultuda kedi bölmeyi terk ederek kafesin yanındaki kaseden süt içecekti.

Kedinin yaptığı bu hareket, her denemenin ardından kısalmakta ve kedinin kapıyı açma tarzı da her seferinde bir önceki deneme tarzına benzemekteydi. Sonunda her kedi amaca yönelmişçesine çabucak çubuğa yaklaşmakta, çubuğu kapıyı açacak şekilde eğmekte ve kapıyı açmaktaydı. Thorndike, bu işleme “araçsal koşulama süreci” adını verdi. Çünkü kediyi bulunduğu kafesten dışarı çıkmasını sağlayan ve ödüle ulaşmasına öncülük eden çubuğun eğilmesiydi.
 

Thorndike, çağrışımı, duygusal uyarıcılar ile harekete geçiriciler arasında kurulan bir bağ ya da bağlaşım olarak görmektedir. Bu nedenle onun kuramı, bağlaşımcılık olarak adlandırılmaktadır.
 

Thorndike’nin Öğrenmeye İlişkin Temel Görüşleri
n Bağlaşımcılık: Thorndike’ın ilgilendiği sadece uyarıcı koşullar ve davranış eğilimleri değil, aynı zamanda uyarıcı ve tepkiyi bir arada tutan şeyin ne olduğudur. Thorndike, uyarıcı ve tepkinin sinirsel bir bağla bağlandığına inanmaktadır.
 

Deneme ve Yanılma:
n Thorndike’a göre öğrenmenin en temel formu deneme yanılma öğrenmesidir. İnsan ya da hayvan olsun, öğrenme durumunda olan organizma, belli problemlerle karşılaştığında kendisi amaca götürmeyen başarısız tepkileri eler. Haz ile sonuçlanan, başarıya götüren tepkiler kalıcı hale gelir. Thorndike bu duruma seçme ve bağlama adını vermektedir.
 

Öğrenme Küçük Adımlarla Oluşur:
Thorndike, problem çözme süresi, ardışık denemelerin sonucunda yavaş yavaş kısaldığından öğrenmenin birden bire içgörüsel bir şekilde değil, yavaş yavaş oluştuğuna karar vermiştir. Öğrenme, büyük atlamalardan çok, küçük sistemli adımlarla meydana gelir. Throndike’a göre öğrenme doğrudandır ve düşünme veya usa vurma yoluyla yönlendirilemez. Ona göre öğrenmede deneme yanılma yoluyla doğrudan seçme ve bağlama vardır.
 

Thorndike’ın öğrenmeyle ilgili üç temel kanunu vardır. Bunlar:
n Hazır bulunuşluluk
n Tekrar
n Etki kanunlarıdır.
 

Hazır Bulunuşluluk Kanunu:
a) Bir kişi, etkinlik göstermeye hazır ise, etkinliği yapmasına izin verilmesi ona mutluluk verir.
b) Bir kişi etkinlik göstermeye hazır olduğu halde, etkinliğin yaptırılmaması, bireyde kızgınlık yaratır.
c) Bir kişi etkinliği yapmaya hazır olmadığı halde yapmaya zorlanırsa kızgınlık duyar.
 

Çocuk, düzgün yazı yazmaya hazır ve buna izin verilirse, yazmaktan haz duyar. Çocuk, kalem tutmaya hazır, fakat eline kalem almasına izin verilmezse, çocukta kızgınlık yaratır. Çocuk, düzgün yazı yazmaya zorlanırsa kızgınlık duyar.
 

Tekrar Kanunu: 1930’dan önceki tekrar yasası, kısaca, “tekrar ederek öğreniniz; tekrar etmediğimizde unuturuz” şeklinde ifade edilmiştir. Ancak 1930’dan sonra tekrar yasası tamamen değiştirilmiştir. Tekrar etme, uyarıcı tepki arasındaki bağı güçlendirmediği gibi; kullanmama da bağın gücünü yok etmez. Bununla birlikte, tekrar etme, bağın gücünde az bir gelişme sağlayabilir. Kullanmama da biraz unutmaya yol açabilir.
 

Etki Kanunu: 1930’dan önce: Eğer uyarıcının yol açtığı tepkinin sonucu haz verici ise uyarıcı ve tepki arasındaki bağ güçlenir, uyarıcının yol açtığı tepkinin sonucu rahatsız edici ise uyarıcı ve tepki arasındaki bağ zayıflar. Diğer bir deyişle, etki pekiştirilirse uyarıcı tepki arasındaki bağ güçlenir. Tepki cezalandırılırsa uyarıcı ve tepki arasındaki bağ zayıflar.
 

1930’dan sonra: Uyarıcıya karşı yapılan tepki haz verici bir sonuç yaratırsa uyarım ve tepki arasındaki bağın gücü artmaktadır. Ancak, tepki tatmin edici bir sonuç yaratmazsa ya da cezalandırılırsa bağın gücüne hiçbir etkisi olmamaktadır. Pekiştirilme ile davranış biçimlendirilebilirken, cezalandırma, istenmeyen davranışı yok etmemektedir.

Thorndike’in etki kanunu, yani davranışın, sonuçları tarafından şekillendirildiği ilkesi, Skinner’in edimsel koşullama teorisinin temellerini oluşturmuştur.
 

Thorndike’ın Eğitime İlişkin Görüşleri
Öğretimin düzenlenmesine, öğrenciye kazandırılacak hedef davranışları belirleyerek başlamalıdır. Bu hedef davranışları belirlerken öğrencinin hazır bulunuşluk düzeyi dikkate alınmalıdır. (Hazır bulunuşluk kanunu)
Öğrenme küçük birimler halinde oluştuğundan, öğrenme adım adım sağlanmalıdır.
 

Öğrenci, uyarıcı durumdaki dikkati çeken baskın ögelere tepkide bulunur, diğer önemsiz ayrıntıları eler. Bu durumda, öğretme -öğrenme sürecinde, hedef davranışa yöneltecek uyarıcıların dikkati çekici nitelikte olması gerekir.
Doğru tepkiler hemen pekiştirilmeli, yanlışlar tekrar edilmeden düzeltilmelidir. Bu nedenle öğrenciye geribildirim (dönüt) verebilmek için düzenli olarak sınav yapmak gerekmektedir.
 

Öğretme - öğrenme ortamında öğretmen değil, öğrenci etkin olmalı; yaparak yaşayarak öğrenmelidir.
 

Thorndike’ın sisteminde ceza yoktur. Çünkü ceza, uyarıcı ile tepki arasındaki bağı zayıflatmaz. Öğretme - öğrenme ortamının gerçek yaşamın bir temsilcisi olmasına özen gösterilmelidir. Thorndike’ın “benzer ögeler transfer teorisi”ne göre iki durum arasındaki ortak ögeler ne kadar çok olursa, transfer o kadar yüksek olur.
 

EDİMSEL KOŞULLANMA
BURRHUS FREDERİC SKİNNER
Psikolojiye ve davranışçılık ekolüne duyduğu ilgi Skinner’in psikoloji eğitimi almaya karar vermesini sağladı. Harvard Üniversitesi’ne girerek psikoloji eğitimi aldı. Öğrencilik döneminde sıcaklık ve nemi ayarlayan bir bebek beşiği icat etti. 1931 yılında

Harvard’da doktorasını tamamlayan Skinner, 1936 yılına kadar bu kurumda asistanlık yaptı. 1948 yılında Harvard’a dönene kadar, Minnesota ve Indiana Üniversiteleri’nde ders verdi. Bu derslerde kullandığı materyal 1953’te kitap haline getirilerek “Bilim ve İnsan Davranışı” ismiyle yayınlandı.

Davranış bilimlerine sayısız katkısı bulunan Skinner gerek deneyleriyle gerek geliştirdiği edimsel koşullanma gibi kavramlarla özellikle davranışçı yaklaşıma öncülük etmiştir. Programlı öğretimin kurucusu olarak tanınmaktadır. Yaşamının son dönemine kadar etkin olarak ders vermeye ve araştırma yapıp yayın hazırlamaya devam etti. 1990 yılında lösemi nedeniyle hayata veda etti. 

B. FREDERİCH SKİNNER,
Çalışmalarını güvercin, köpek, fare, maymun ve çocuklarla yapmıştır. Bu organizmaların aralarındaki büyük biyolojik farklılıklara rağmen, öğrenme süreçlerinin birbirine inanılmaz ölçüde benzediğini belirtmiştir. Skinner kuramı ve araştırmaları eğitim, iş dünyası, sağlık, hapishane reformu, askeri eğitim alanlarını etkilemiştir.

Skinner Pavlov’un klasik koşullanmayı açıklamada kullandığı temel ilkeleri kabul etmekle birlikte bu ilkelerin yalnızca psikolojik ve duygusal öğrenmeler için geçerli olduğunu düşünmektedir. Skinner’e göre, tepkisel ve edimsel olmak üzere iki çeşit davranış vardır. (Senemoğlu, 2005).

Tepkisel davranışa neden olan uyarıcı her zaman bilinirken, edimsel davranışa neden olan uyarıcı çok belirgin değildir. Tepkisel davranış: Bilinen bir uyarıcı tarafından oluşturulur. Örneğin; etin salya meydana getirmesi. Tüm refleksler tepkisel davranışa bir örnektir Karanlıkta göz bebeğinin büyümesi bir tepkisel davranıştır.
 

Edimsel davranış: Bilinen bir uyarıcı tarafından oluşturulmaz; organizma tarafından ortaya konur ve sonuçları tarafından kontrol edilir. Edimsel koşullanma kuramı içten gelerek yapılan hareketler olan edimlerin de şartlanabileceği ve bu yolla öğrenmenin gerçekleşebileceği görüşüne dayanır. (Kocabaş, Elden, Yurdakul, 1999:109).
 

Örneğin; Çocuğun ayağa kalkma, yürüme, konuşma gibi davranışları edimsel davranıştır. Çocuğun ayağa kalktığını gören yetişkinler sevinç çığlıkları atar. Çevrenin bu ilgisi çocuğu mutlu eder ve çocuk aynı davranışı tekrarlar. Yani çocuğun ayağa kalkma davranışı sonuçları (yetişkinlerin ilgisi) tarafından kontrol edilir.
 

Klasik koşullanmada önce uyaran vardır ve organizma ona tepki gösterir. (U-T)
Edimsel davranışta önce tepki yapılır sonra tepkinin doğurduğu uyarıcı gelir. (T-U)
 

Klasik ve edimsel koşullama arasındaki en önemli fark, klasik koşullanmanın otonom sinir sistemi tarafından yönetilen davranışlarla (salya salgılama, kalp atışı, duygusal tepkiler ve diğer otomatik vücut tepkileri gibi), edimsel koşullanmanın istemli kaslarla yapılan bilinçli ve istekli davranışlarla ilgili olmasıdır. Başka bir deyişle klasik koşullanma, refleksif davranışlarla, edimsel koşullama bilinçli ve kasıtlı davranışlarla ilgilenir.
 

İnsanlar çevrelerinde bulunan çeşitli nesnelerle etkileşim kurarak farklı davranışlarda bulunurlar. Thorndike'ın çalışmalarından hareket eden Skinner, organizmanın davranışlarını uyarıcılara karşı gösterilen otomatik bir tepki olmaktan çok kasıtlı olarak yapılan hareketler olarak kabul etmektedir.

İnsanların herhangi bir ihtiyaç durumunda organizmanın kendiliğinden ortaya koyduğu davranışlara “edim” adı veren Skinner, bu edimlerin, onları izleyen sonuçlardan etkilendiğini ileri sürmektedir. Skinner’in geliştirdiği edimsel koşullanmaya göre edimsel davranış; bilinen bir uyarıcı tarafından oluşturulmaz; organizma tarafından ortaya konur ve sonuçları tarafından kontrol edilir (Yeşilyaprak, 2005).

Skinner edimsel koşullanmayı gerçekleştirmek için skinner kutusu adını verdiği özel bir kutu hazırlamıştır. Skinner aç bıraktığı fareyi içine pedal yerleştirdiği bir kutuya koymuştur. Düzeneğe göre pedala basıldığında dışardan içeriye yiyecek düşmektedir. Ayrıca kutunun içinde bir ışık ve elektrik düzeneği bulunmaktadır.

Fare kutunun içine konulduğunda önce sağa sola bakar, gezer, etrafı iyice tanımaya çalışır. Bu arada tesadüfen manivelaya da basar. Bunun sonucunda bir yiyecek parçası aşağıya düşer.

 

İlk denemede manivelaya basışıyla yiyecek arasında bir bağlantı kuramaz. Daha sonra tekrar tesadüfen manivelaya bastığında tekrar yiyecek düşer . Birkaç denemeden sonra fare manivelaya basışıyla yiyecek arasındaki bağlantıyı kurar. Artık yiyecek alabilmek için sık sık manivelaya basmaya başlar. Edimsel koşullanma gerçekleşmiştir.

Deneydeki kutudaki elektrik düzeneğini ayarlar ve fare kutu aydınlıkken manivelaya bastığında yiyecek gelmez. Fare bundan sonra kutu karanlıkken manivelaya basması gerektiğini öğrenmiştir. Fare manivelaya bastığında yiyecek almıştır.

 

Yiyecek onun için bir ödüldür ve bu vasıtayla davranışı pekiştirmiştir. Fare manivelaya bastığında ona yiyecek verilmezse ve bu durum birkaç kez tekrarlanırsa fare artık manivelaya basmaktan vazgeçer. Bu duruma davranışın sönmesi denir.

Son Güncelleme ( Pazar, 26 Eylül 2010 08:26 )
 
Davranışçı Yaklaşımlar Kuramı - 2 Devam PDF Yazdır e-Posta
  
Salı, 07 Temmuz 2009 08:30

SÖNME
Pekiştirmenin yapılmamasıyla davranış pekiştirilmeden önceki düzeyine döner. Sönme sürecinde davranışın sıklığı hemen azalmaz. Pekiştireç ortamdan çekildiğinde bireyi o davranışı yapma sıklığında kısa bir süreli geçici artış olabilir. Ancak pekiştirilmeyen davranışın sıklığı giderek azalır ve doğal ortamdaki gözlenme düzeyine düşer.

Örneğin, manivelaya bastığı halde yiyeceği elde edemeyen hayvan manivelaya daha çok basacak ancak bu çabaya rağmen yiyeceğin gelmemesi sonucunda basma davranışı azalarak, giderek doğal olarak yaşamında görülebilecek düzeye inecektir (Senemoğlu, 2005).

Başka bir örnek olarak her zaman açık olduğunu bildiğiniz bir kapıya geldiniz ve kapının açılmadığını gördünüz bir süre kapıya vurursunuz, sallamaya başlarsınız, bir süre sonra tekmelemeye ve yumruklamaya başlarsınız sonuçta kapının açılamayacağını anladığınızda sinirlenir hayal kırıklığına uğrarsınız. Bir süre sonra kapının kilitli olduğunu anlayıp gidersiniz. Kapının ara sıra kilitli olduğunu bilmediğiniz için takip eden günlerde birkaç kez yine denersiniz ve bir süre sonra bu davranışınız ortadan kaybolur artık kapıyı açma denemelerinden vazgeçersiniz. Sönme olayı öğrencilerin davranışlarını yönlendirmede kullanılan önemli bir anahtardır. Sönme olayı daha önceden kazanılmış bir davranışın yok olması sırasında bazı ipuçları sayesinde daha hızlı olmaktadır. Kapılı kapı örneğinde olduğu gibi eğer kapı üzerinde kapının ara sıra kapalı olduğuna dair bir işaret veya diğer girişi kullanın gibi bir uyarı varsa sönme olayı ya da kapıyı açmaya çalışma davranışı her seferinde biraz daha azalacaktır (Yeşilyaprak, 2005).

KENDİLİĞİNDEN GERİ GELME
Sönmeden sonra Skinner deneyine bir müddet ara verir ve daha sonra hayvan tekrar deney ortamına getirilirse manivelaya basma davranışını yaptığı görülür. Sönme olayından sonra herhangi bir eğitim yapılmamasına ve ortama herhangi bir pekiştirici uyarıcı konmamasına rağmen manivelaya basma davranışının kendiliğinden yapılmasına kendiliğinden geri gelme denir (Senemoğlu, 2005).

ŞEKİLLENDİRME (BİÇİMLENDİRME)
Biçimlendirme tepkiyi farklılaştırmadır. Yani tepkiyi istenen şekilde oluşturmaktır. Edimsel koşullanma süreci normal koşullarda çok zaman almaktadır. Skinner kutusuna konan hayvanın kendi başına manivelaya basarak yiyeceği elde etmesi beklenirse hayvan ya ölür ya da yiyeceği elde etmeyi öğrenir. Ancak edimsel koşullanmada bir başka yaklaşım hayvanın daha kısa sürede yiyeceği elde etmeyi öğrenmesini sağlamaktadır. Bu yaklaşıma biçimlendirme adı verilir. Davranış kademeli yaklaşma yoluyla biçimlendirilmektedir.

Örneğin, bir öğrenciden bir konuda üç cümlelik paragraf yazması istenildiğini düşünelim. Bu işi yapabilmenin birçok basamağı vardır. Öncelikle öğrencinin durumu kavraması, başlıkları, destekleyici cümleleri, sonuç cümlelerini oluşturması gerekir. Bunların yanında çok iyi dil bilgisine ve cümleleri anlamlı bir şekilde oluşturabilecek becerilere sahip olması gerekir. Eğer öğretmen bu tür beceri gerektiren bir dersi anlatırken öğrencilerinden bir paragraf yazmalarını isteyip ona göre not verecek olursa öğrencilerin çoğu başarısız olacaktır. Bunun yerine öğretmen yapılacak çalışmayı adım adım ilerletirse öğrenmelerini daha iyi sağlayacaktır. Adım adım giriş, gelişme, sonuç cümlelerinin nasıl yazılacağı, paragraf, içerik ve dil bilgisi kurallarını vererek bu süreci öğretmelidir. Burada önemli olan temel nokta öğrencilere yeni şeyler öğretilirken her basamak sıralı bir şekilde geçilmeli ve öğrenciler her basamakta güdülenmeli, geri bildirim pekiştireç verilmelidir (Yeşilyaprak,2005).

AYIRT EDİCİ UYARICI ve TEPKİ
Skinner’e göre uyarıcılar tepkileri doğurur, edimleri doğurmaz. Ancak uyarıcılar edimlerin ortaya çıkışını belirleyebilir. Uyarıcı bu etkisini ayırt etme süreci yoluyla kazanabilir. Ayırt edici uyarıcının sunulması ya da ortamdan çekilmesine göre organizma belirli bir tepkide bulunduğundan Skinner bunu uyarıcı kontrolü olarak görmektedir. Örneğin öğrenciler her bir öğretmene farklı şekilde davranmaktadırlar. Çünkü her öğretmen öğrenciler için farklı ayırt edici özelliklere sahiptir. Bununla ilgili olarak ikinci tür öğrenme de tepki farklılığını öğrenmedir.

Tepki formu ya da tepkinin yoğunluğu, genişliği büyük ölçüde farklı pekiştirmelerle değiştirilerek tepki farklarının öğrenilmesi sağlanmaktadır. Ayırt edici uyarıcıyla ilgili olarak Skinner kutusuna dönecek olursak, hayvanı manivelaya basmaya koşullandırdıktan sonra deney düzeneği daha karmaşık hale getirilebilir.

Günlük yaşamda ayırt edici edimlerle ilgili birçok örnek vardır. Örneğin, karşılaşmak istemediğimiz bir arkadaşımızı (ayırt edici uyarıcı) gördüğümüzde, yolumuzu değiştirir (edimsel tepki) ve onu görmekten kurtuluruz (pekiştirici uyarıcı). Yolda karşıdan karşıya geçerken kırımızı ışık (ayırt edici uyarıcı) gördüğümüzde bekler (edimsel tepki) kaza geçirmekten kurtuluruz (pekiştirici uyarıcı).

ZİNCİRLEME
Bazı davranışlar vardır ki yapı olarak aşamalardan oluşur. Bu aşamaların izlenmesi ve tüm davranışın gerçekleşmesi biçimlendirmeye benzer bir mekanizmayla gerçekleştirilir. Bu mekanizmaya zincirleme denir. Örneğin, sizin arkadaşınızı görmeniz ayırt edici uyarıcı görevi yapar ve arkadaşınıza “Merhaba” dersiniz, sizin yaptığınız bu tepki arkadaşınızın size “Merhaba” demesi için ayırt edici bir uyarıcıdır. Onun size merhaba demesi ise sizin “Nasılsınız?” demeniz için hem ayırt edici uyarıcı hem de pekiştirici uyarıcıdır. Zincirlemede Skinner’e göre sadece belli bir tepkinin sonuçları diğer bir tepki için işaret olmaz, belli fikirler de diğer fikirler için ayırt edici, uyarıcı rolü üstlenir. (Senemoğlu,2005).

BATIL DAVRANIŞ
Besleme mekanizması dışarıdan elle idare edilerek, hayvan tesadüfen başını kaşırken besleme mekanizması harekete geçirilir ve yem verilir. Bu durum tesadüfen birkaç kez aynı şekilde oluşursa hayvanın başını kaşıma davranışını tekrar ettiği gözlenir. Yiyecek elde etmeyle hiçbir ilişkisi olmadığı halde tesadüfen başını kaşırken yiyeceği elde etmesi, yiyecek elde etmek için başını kaşıma davranışını tekrar ettirmektedir. Sonuç olarak, tesadüfen yan yana meydana gelen iki olay gerçekle ilişkisi olmayan batıl davranışların meydana gelmesine neden olur. Örneğin öğrenci bir kalemle sınava girer ve sınavda tesadüfen başarılı olursa gelecek sınavda da aynı kalemi kullanma eğiliminde olur. Sonuç olarak batıl davranışların birçoğu edimsel koşullanma ilkelerine göre meydana gelir. Uğurlu gün, uğurlu sayı vb. Aksi durumda ise yani davranışı yaptığı sırada davranışla ilgisi olmadığı halde kötü bir durum yaşamışsa cezalandırılmışsa o davranışı yapmama eğilimi gösterir. Merdiven altından geçmeme, kara kedi görmevb.(Senemoğlu,2005).

Premack ilkesi: Büyükannenin Kuralları
Çok sık görülen (tercih edilen) davranış pekiştireç olarak kullanılarak, az gösterilen (tercih edilmeyen) davranış ortaya çıkarılmaya çalışılır. Örneğin, sebze yemeğini sevmeyen, ancak tatlıyı çok seven bir çocuğa, sebze yedirmek için “Sebze yemeğini bitirdikten sonra, tatlı yiyebilirsin” denebilir. “Şu kadar yazı yazarsanız, teneffüse çıkabilirsiniz” şeklinde okulda da çok kullanılır (Arı, 2005). Sınıf ortamında yapılan bir deneyi ele alalım;

Pazartesi: Öğretmen sınıfa Colombiya’nın dünya üzerindeki yerini sorar. Mark, nerede olduğunu bilmektedir ve oturduğu yerden kollarını bağlayıp gülümser, öğretmeninin onu kaldıracağını umar. Fakat aksine öğretmen başkasına söz verir.

Salı: Öğretmen sınıfa Colombiya’nın ismini nereden aldığını sorar. Mark bu ismin Christopher Coloumbus’tan geldiğini bilir ve elini çekimser şekilde çok az kaldırır. Öğretmen başkasına söz verir.

Çarşamba: Öğretmen Colombya’da insanların İngilizce ve Fransızca yerine neden İspanyolca konuştuklarını sorar. Mark bu sorunun da cevabını bilmektedir. Elini görülecek şekilde yükseğe kaldırır ve sağa sola sallar. Öğretmen ona söz hakkı verir.

Cuma: Ne zaman öğretmen Markın cevabını bildiği soru sorsa Mark artık elini yükseğe kaldırır ve iki yana sallar (ORMROD, 2003).

Skinner bir davranışın tekrarlanmasını belirleyen şeyin davranışı izleyen tepki yani pekiştirme ya da ceza verme olduğunu vurgulamaktadır. Pekiştireç davranışın görülme sıklığını artırırken ceza davranışı azaltır.

Davranış sonucunda organizmanın hoşuna giden bir durum ortaya çıkar. Örneğin yeni aldığınız bir kazağı giydiğiniz zaman arkadaşlarınız “Kazağın çok güzel, sana çok yakışmış” derse, o kazağı giyme davranışınız devam eder.

Davranışın sonucunda organizmanın hoşuna gitmeyen bir durum ortaya çıkar. Yeni kazağınızı giydiğiniz gün değer verdiğiniz bir arkadaşınız size yakışmadığını söylerse, o kazağı giymek istemezsiniz.

Skinner’e göre bir davranışın sonucu, organizma için hoşa giden, olumlu bir durum yaratıyorsa, o davranışın tekrar ortaya çıkma olasılığı artar. Davranışın arkasından olumlu uyarıcı verilerek yapılan koşullamaya edimsel koşullama denir.
Bu tür koşullanmada, davranışı izleyen ve organizma üzerinde hoşa gidici bir etki yaratarak, davranışın (edimin) ortaya çıkma olasılığını artıran uyarıcılara pekiştireç denir. Diğer bir deyişle pekiştirilen davranış öğrenilir. Örneğin, şekerleme genel olarak çocuklar için bir pekiştireç olabilir fakat çok güzel bir yemek olduğunda şekerleme çocuk için cazibesini yitirebilir (Yeşilyaprak, 2005).
Birincil ve İkincil Pekiştireçler:

Öğrenilmemiş pekiştireçlere birincil pekiştireç denir. Birincil pekiştireçler insanların fiziksel ihtiyaçlarını karşılayanlardır. Örneğin, yiyecek, su vb. Birincil pekiştireçlerin en önemli özellikleri doğal uyarıcılar olup organizma tarafından fizyolojik bir tepki ile cevaplandırılır. Aç organizma açlık güdüsünü doyurmak için yemek zorundadır (Arı, 2005). İkincil pekiştireçler ise birincil pekiştireçlerle birlikte ortaya çıkan öğrenilmiş pekiştireçlerdir. İkincil pekiştireçler doğal değerleriyle çoğu kez fazla önem ifade etmezler örneğin, para doğal değeri ile pek fazla bir şey ifade etmez. Yenilmez, giyilmez, ısıtmaz fakat bizim kağıt parçasına yüklediğimiz değer sayesinde her türlü ihtiyacımızı parayla karşılayabiliriz (yiyecek, giyecek satın alabiliriz).

İkincil pekiştireçler, kendi içinde üç gruba ayrılmıştır;
 sosyal pekiştireçler (övgü, gülme, bağırma, kucaklama),
n
n faaliyetsel pekiştireçler (oyuncaklarla oynamaya, güzel faaliyetler yapmaya izin verme)  sembolik pekiştireçler (para, notlar, yıldızlar, puanlar) (Yeşilyaprak, 2005).n

Pekiştireçler olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
Bir davranış, organizmanın hoşuna gidecek bir uyarıcının doğrudan verilmesi ile pekiştiriliyorsa, buna olumlu pekiştirme denir. Sınıfta bir soruyu doğru cevaplandıran öğrenciye yaşına göre, aferin denmesi, başının okşanması, (+) puan verilmesi, gülümsenerek onaylanması birer olumlu pekiştirmedir. (Bacanlı, 2005).

ÖRN:
 Ders çalışıp yüksek not alan öğrenci ders çalışmaya devam eder.
 

Girdiği lokantada lezzetli yemek yiyen biri, aynı lokantada yemek yeme alışkanlığı kazanır.

Edimsel koşullanma, organizmayı ödüle götüren ya da cezadan kurtaran davranışın (tepkinin) öğrenilmesidir.

Organizma hoş olmayan bir durumdan kurtarılarak da davranış pekiştirilebilir. Bu tür pekiştirmeye olumsuz pekiştirme denir. Bir öğrenci evindeki aile kavgalarından, sorunlarından kaçmak için okula geliyorsa, okul bu öğrenci için olumsuz pekiştireçtir. Çünkü öğrenci okula gelerek kendisine acı veren sorunlardan kurtulmakta ve rahat etmektedir. (Senemoğlu, 2005).

Olumsuz pekiştireçe örnekler:

Bir öğretmen her dersin başında, geçen dersteki konu ile ilgili öğrencileri sözlü yoklamaktadır. Özellikle çalışmayan öğrencileri seçip soru sormaktadır. Öğrenciler bu sıkıcı durumdan kurtulmak için her derse çalışarak gelmektedirler.
 Otobüslerdeki hız kayıt ve kontrolü sağlayan cihaz 90 km hızı geçince ses çıkarmaya başlamaktadır. Aynı şekilde yeni arabalarda emniyet kemeri bağlanmadığı sürece giderek şiddeti artan bir ses sürücüyü rahatsız etmektedir. Sürücüler bu sesten kurtulmak için hız kontrolünü ve kemer bağlamayı öğrenmektedirler.
 

Kaba davranan, çalışmayan çocuklara nazik davranma ve çalışma davranışlarını öğretmek için onları olumsuz ortamlarda çalışma ve bulunmaya zorlamak, istenilen davranışlar yapılınca ortamdan kurtarmak olumsuz pekiştireçtir.
Sporcuların uyarıcı yapmalarını engellemek için, uyarıcı yaptığından kuşkulanılan sporcudan sürekli idrar alarak analiz etmek, sporcuyu caydıracaktır.

Unutmamak gerekir ki, hem olumlu hem de olumsuz pekiştirme organizmanın hoşuna giden bir etki yaratır ve davranışın tekrar ortaya çıkma olasılığını artırır.

 

Pekiştireçler yoluyla birey istendik ve istenmedik davranışlar öğrenebilir. Bu nedenle pekiştireçler çok dikkatli kullanılmalı ve doğru davranışlar pekiştirilmelidir.
Son Güncelleme ( Salı, 07 Temmuz 2009 08:31 )
 
Davranışçı Yaklaşımlar Kuramı - 3 Devam PDF Yazdır e-Posta
  
Salı, 07 Temmuz 2009 08:28

PEKİŞTİRME TARİFELERİ
Pekiştirme tarifesi pekiştirecin ne kadar sıklıkla verildiği anlamına gelir. Pekiştiricin davranış üzerinde etkili olabilmesi birçok faktöre bağlıdır. Pekiştirme tarifeleri sabit veya değişken olma ve davranışa veya zaman aralığına yönelme boyutunda sınıflandırılabilmektedir. Buna göre dört pekiştirme tarifesi vardır (Bacanlı, 2005).

1) Sabit Oranlı: En yaygın pekiştirme tarifesi olan sabit oranlı tarife sabit bir sayıda davranış yapıldığı takdirde pekiştirecin verilmesidir.
 Örneğin,
n öğretmenin on tane problemi yapıp bitiren öğrencilerin dışarı çıkabileceklerini söylemesi. Burada öğrenci dışarıya çıkabilmek için problemi en hızlı şekilde bitirmeye çalışacaktır. Sabit oranlı tarife içinde en yaygın olanı her davranıştan sonra yapılan ödüllenmelerin olduğu ödüllendirme şeklidir. Sabit oranlı pekiştirmede zaman önemli değil doğru davranış sayısı önemlidir (Senemoğlu, 2005).

2) Değişken Oranlı: Değişken oranlı pekiştirme tarifesinde her on tepkiden sonra vb. gibi belirli bir sayıdaki tepkinin pekiştirilmesi yerine değişen sayılardaki tepkiler pekiştirilir. Bu tarifede pekiştirilen organizma kaç davranıştan sonra pekiştireç geleceğini bilmediğinden sürekli etkin olmaktadır. Değişken oranlı pekiştirme tarifesi en yüksek sayıda tepki üreten bir tarifedir. Çünkü pekiştirmenin hangi davranıştan sonra geleceği bilinmemektedir. Bu nedenle de sönmeye karşı en dirençli tarife türüdür (Senemoğlu, 2005).
 Örneğin, sınıf
n ortamında el kaldıranlar için bu pekiştirmeyi kullanabiliriz. Öğrenciler ne zaman ödüllendirileceklerini bilmeyecekler fakat o gün veya o ders saatinde bir şekilde ödüllendirileceklerini bileceklerdir. Kesintisiz yüksek oranda davranış oluşturabilmek için en uygun olanı değişken oranlı pekiştireç kullanmaktır (Yeşilyaprak, 2005).

3) Sabit Aralıklı: Bu tarifedeki pekiştireç bazı periyodik zamanlarda verilmektedir. Bu tarifede davranış sayısı önemli değildir, belli sürenin geçmesi önemlidir.
 Örneğin, çocukların harçlıklarını
n haftalık, memurların maaşlarını aylık alması gibi. Final sınavı buna verilecek başka bir örnektir. Bireyler pekiştireçlerin verileceği zamana az bir süre kala daha hızlı ve verimli çalışmaya başlarlar. Çünkü yakın bir zamanda ödüllendirileceklerinin farkındadırlar. Kısa aralıklı küçük sınavlar az ve zor olan sınavlara oranla öğrencileri daha çok çalışmaya sevk edecektir (Yeşilyaprak, 2005).

4) Değişken Aralıklı: Değişken aralıklı tarifede pekiştireç bazı durumlarda verilmesine rağmen, bazı durumlarda verilmeyebilir. Zaman sabit değildir, davranışın ne zaman ödüllendirileceği konusunda hiçbir fikrimiz yoktur.
 Örneğin, pekiştirme ortalama üç dakikada
n yapılacaksa ilki iki dakika sonra, ikincisi bir dakika sonra, üçüncüsü beş dakika sonra, dördüncüsü dört dakika sonra yapılabilir. Böylece mümkün olan bütün pekiştireçleri elde etmek için organizma tepkiyi sürekli olarak gösterir. Bu pekiştirme türünde sabit aralıklı pekiştirmeden sonra meydana gelen tepkisizlik gözlenmez. Çünkü pekiştirecin ne zaman geleceği belli değildir. Değişken aralıklı pekiştirme tarifesi sabit aralıklıya göre tepki oranını daha çok arttırmaktadır. Ancak değişken oranlı pekiştirme tarifesinden daha az etkilidir. Değişken aralıklı pekiştirme tarifesine örnek olarak öğretmenlerin bazen haftada bir bazen iki haftada bir bazen de haftada iki defa sınav yapmaları verilebilir. Sınav zamanı belli aralıklarda olmadığından öğrenci her an sınava hazır olacaktır (Senemoğlu, 2005).

Bir davranışın arkasından gelen ve organizma için hoşa gitmeyen bir durum yaratan uyarıcılar ise cezadır. Ceza davranışı zayıflatır ya da belli bir süre için durdurur.

Yapılan bir davranışın sonucunda, organizma için olumsuz bir durum yaratan uyarıcılara ceza denir.

Ceza da pekiştireç gibi iki türlüdür.
Birinci tip cezada davranışın arkasından olumsuz uyarıcı doğrudan doğruya verilir. Çocuğun yaptığı bir davranış nedeniyle dövülmesi, azarlanması... İkinci tür cezada ise ortamda bulunan olumlu bir uyarıcı ortamdan çekilerek, organizma için olumsuz bir durum yaratılır. Çocuktan sevgiyi esirgeme, teneffüse çıkmayı yasaklama, arkadaşlarından ayırma...

Pekiştireç davranışı güçlendirirken, ceza zayıflatır ya da belli bir süre için durdurur. Ceza davranışı kısa zamanda durdurduğu ve uygulaması kolay olduğu için öğretmenler ve ebeveynler tarafından sıkça kullanılmaktadır.
 Ceza, istenmedik davranışların bastırılmasında
n etkili olabilir. Ancak davranış değişikliğine neden olmaz. Diğer bir deyişle istenmedik bir davranışı istendik yönde değiştirmez.

Cezanın diğer bir olumsuz yönü ise saldırgan davranışlara neden olmasıdır.n
Olumsuz pekiştirme ile ceza, çoğu zaman karıştırılmakta birinin yerine diğeri kullanılmaktadır. Oysa, olumsuz pekiştirmede, olumsuz pekiştireçler ortamdan çıkartılırken, cezada olumsuz pekiştireçler ortama konur. Olumsuz pekiştirmede, davranışın tekrar edilme olasılığı artarken, ceza, davranışı durdurur.

Cezanın Olumsuz Etkileri
Cezalandırılan bireyde korku meydana gelir ve bu korku çevrede bulunan diğer uyarıcılara da genellenir.

Ceza, organizmaya ne yapmamasını göstermekle birlikte, ne yapması gerektiğini göstermez. (Doğru davranışı pekiştirmez. Para çalan çocuğu döversin ama bu ona doğru davranışı göstermez) Verilen ceza, istenmeyen başka bir davranışa sebep olur.

ÖR: Öğrencinin harçlığını kesmek, arkadaşının parasını çalmasına sebep olabilir. Bir davranışı yapmamayı değil, yaptıktan sonra yakalanmamayı öğretir

Cezaya Alternatif Durumlar
1. Ortamı değiştirme: İstenmeyen davranışa neden olan ortamı değiştirmektir. Ör. Çocuk sıkıldığı için sınıfta disiplin sorunu çıkarıyorsa, sıkılmasını önleyecek bir öğretim hizmeti sunulmalıdır.
n Salonda kırılmasını istemediğiniz bir vazo varsa, vazoyu kaldırırız.
n Kopyayı engellemek için öğrencileri aralıklı oturtmak.

2. Bıktırma: İstenmeyen davranışı bıkıncaya kadar yaptırırız. (Guthrie’nin bıktırma yöntemi)
Ör: Bıkıncaya kadar hamburger yedirme.

3. Eğer istenmeyen davranış, çocuğun gelişim döneminin bir özelliği ise, çocuğun bu dönemi atlatması beklenir.

4. Görmezden gelme: İstenmeyen davranış görmezden gelinerek gerçekleştirilir. Görmezden gelmede, olumsuz davranış bir süre için sıklaşır ve tekrarlanır fakat, daha sonra ortadan kalkma eğilimi gösterir. Ör: Yaramazlık yapan çocuğu görmezden gelme.

5. Olumsuz pekiştireç kullanma: Organizmanın hoşa gitmeyen bir durumdan kurtulmak için istenilen davranışa yönelmesi sağlanır.

 

6. İstenmeyen davranışın tersi pekiştirilir: Kopya çekme davranışı olan çocuk, çalıştığı zaman iyi not verilerek pekiştirilir.

7. Sönme: En etkili süreç sönmedir. Ancak uzun zaman alır ve sabırla beklemeyi gerektirir. İstenmeyen davranış pekiştirilmezse sönme meydana gelir.

Örn: Çocukn ağlayarak istediği zaman, isteği yerin getirilmez ama güzelce istediği zaman isteği yerine getirilirse ağlayarak isteme davranışı söner.
Ayrıca, Skinner, eğitimde cezadan kaçınılması gerektiğini vurgulamaktadır. Öğrencinin uygun davranışları pekiştirilmeli, uygun olmayan davranışları ise görmezlikten gelinilmelidir.

 

Skinner’e göre, okuldaki disiplin problemleri çoğunlukla eğitimin iyi planlanmamasından kaynaklanmaktadır. Öğrencinin kendi hızıyla öğrenmesine olanak verilmemesi, öğrenilecek materyalin öğrencinin anlayabileceğinden daha büyük parçalar halinde sunulması, uygun bir şekilde pekiştirilmemesi, davranışı kontrol etmek için çok sıkı bir disiplin uygulanması gibi nedenler okulda davranış problemleri ortaya çıkarmaktadır. Bunu önlemenin en temel yolu ise öğretimin, başarıyı en üst düzeye çıkarabilecek şekilde planlamasıdır. Skinner’e göre, bu amaçla programlı öğretim kullanılmalıdır.

 

http://yasamrehberlik.blogspot.com

Son Güncelleme ( Salı, 07 Temmuz 2009 08:32 )
 


mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün1075
mod_vvisit_counterDün1614
mod_vvisit_counterBu Hafta9753
mod_vvisit_counterBu Ay29893
mod_vvisit_counter6 Aralık 2008'den Beri2330634
Üyeler : 905
İçerik : 20654
Web Bağlantıları : 6
İçerik Tıklama Görünümü : 7413981

Anket..

Sitemizde en çok hangi bölüm ilginizi çekiyor?
 

Anket...

Ben bir...
 
internet haftasi
e-okul