Eğitim, Çocuğu Tanımak ve Sevmekle Başlar !

Yakınsak - Iraksak Düşünce ( Eğitimde Yaratıcı Düşünce Devam -2) PDF Yazdır e-Posta
  
Cuma, 01 Mayıs 2009 06:07

   Yakınsak - Iraksak düşünme  ( Eğitimde Yaratıcı Düşünce Devam -2)          Yaratıcı düşünce ve davranışların ortaya çıkabilmesi için bireylerin problemleri yakınsak, geleneksel kalıplarla ele almaktan vazgeçmeleri gerekmektedir. Bir fikir bireyin ilk aklına geldiğinde, yakınsak düşünme eğilimi de ortaya çıkar. Birey, bu fikrin kendi deneyim ve önceki tasavvurları ile uyumlu olup olmadığını düşünür. Yakınsak düşünmeyi teşvik edici geleneksel eğitimin, bu eğilimde egemen olduğu görülmektedir. Bu tutumdaki birey; yanlış yapma riskinden kaçınan; belirsizlik toleransı daha düşük; en iyi bir yol ya da doğru bir cevap olduğuna inanan bireydir.         

Bireyler, genelde yıllar boyu aldıkları, tek bir çözüm yolunu ya da doğru bir yanıtı bulmaya yönelik eğitimle, yakınsak düşünme alışkanlığı edinmektedirler. Oysa yaratıcı düşüncede bireyin; bilgi, deneyim ve uzmanlığını geçici bir süre için bir kenara bırakması ve ıraksak düşünmesi gerekmektedir.          

Yakınsak düşünme, yalnız tek bir doğruya bağlı olarak ve mevcut bilgilerden çıkarılan geleneksel sonuçlara götüren düşünme tarzıdır. Öğrenciler, doğru olarak görünen ve kültürel normlarla uyuşan çözümleri bulmaya çalışırlar. Bütünüyle yalnız yakınsak düşünmeye dayanan bir birey, büyük bir olasılıkla hayal gücü olmayan bir kişidir ve bu kişinin yaratıcı olması beklenemez.        

Iraksak düşünmeye özgü karakteristik ise, mevcut bilgiye dayanılarak değişik cevapların üretilmesidir. Bu cevaplar, yeni, özgün veya yaratıcı olarak değerlendirilme yeteneğindedirler.

Yakınsak düşünen yalnız açıkça doğru olan cevabı ararken; ıraksak düşünen; cevaplarında akıcılık, yani bir probleme verdiği cevapta ürettiği çözüm sayısı; uyumlu esneklik, yorum ve yaklaşımların yeniden ve farklı bir şekilde yapılandırılması;  esneklik (düşünmede ataletin olmaması); özgünlük (üretilen fikirlerin yeniliği) ve işleme (fikir ve çözümlerin geliştirilmesi, ayrıntılara inilmesi) özelliklerine sahiptir.         

Yakınsak ve ıraksak düşünme ayrılığı, zihinsel yeteneklerdeki farklılığa dayanmaktadır. Iraksak düşünme, çeşitli bilgileri birçok seçeneklere ulaşmak için bir sıçrama tahtası olarak kullanarak değişik cevaplar çıkarabilme yeteneğini gerektirir. Iraksak düşünmede çağrışım akıcılığı ve ifade akıcılığı egemendir.       

Iraksak düşünmede, benzeri bulunmayan yeni çözümler aranmakta; yakınsak düşünme ise tek doğru cevap üzerinde tam bir ısrarla durulmaktadır. Bugünkü eğitim sisteminde, ders uygulamaları ve sınav sistemleri, çoğunlukla yakınsak düşünmenin gelişmesini teşvik etmektedir. Oysa bu iki düşünme tarzı arasında öğrencileri problemlere yeni cevaplar aramaya, farklı potansiyel çözümler yakalamaya ve karşılaştıkları problemler ne türden olurlarsa olsunlar, alternatif çözümlerin yeterliliğini değerlendirmeye tabi tutmaya teşvik etmekle bir denge kurulabilir.         

Ama eğer, öğretim elemanı, eğitim süresinden zaman kazanmak için çoğunlukla yaptığı gibi bir tek doğru cevap üzerinde ısrar ederse; öğrenci sonuçta, yalnız bir tek kabul edilebilir cevabı arayan bir öğrenme tarzını benimseyecektir.

Aksine öğretim elemanı birbirinden farklı çözüm yollarının aranmasını teşvik ederse; öğrenci daha çok yaratıcı problem çözmeye katkıda bulunan ıraksak düşünme biçimlerini öğrenme eğiliminde olacaktır.         

Otoriter durumlarda belli bir istikamette oldukça yönlendirilmiş yaşantıların sonunda, öğrencilerde yakınsak düşünme tarzı egemen olmaktadır. Zamanla öğrenciler, bir problemin yanlız bir tek cevabının veya bir tek sonucunun bulunduğu,  kalıplaşmış yerleşik bir düşünme alışkanlığına kapılmaktadırlar. Demokratik ve anlayışlı bir eğitim ortamında yaşayan öğrencilerde ise, ıraksak düşünme tarzı egemen olmakta; bunlar, bir maksada veya standarda uyma zorunluluğu duymadan, farklı çözüm yollarını deneme eğiliminde olmakta, yeni çözümleri aramayı, bilinen eski çözümlere tercih etmektedirler.       

Yaratıcı düşünmede; muhakeme, problem çözme ve transferde rol oynayan birçok faktör bulunur. Ancak, yaratıcı düşünmede farklı bir faktör vardır. Bu, öğrencinin bilgileri organize ederken her zaman kullandığı geleneksel yolları terk etmesi ve daha önce öğrendiği şeylerden alışageldiği biçimde hiç değiştirmeden transfer ettiği hipotezleri reddetmesi şartıdır. Öğrenci, bunun için önemli problemleri, elindeki bilinen malzemelerle fakat yeni ve özgün yollarda çözmesini öğrenmek zorundadır. Daha önce hiç aklına gelmeyen benzersiz bir faaliyetin içine "dalıvermelidir".      

Yaratıcı düşünme süreçleri, çağrışımsal unsurları, belirli gerekleri yerine getirecek veya herhangi bir faydası olacak şekilde yeni bileşimler içinde toplamaktadır. Yeni durumda birleştirilen unsurlar birbirlerine ne kadar uzaksa çözüm ve/veya cereyan eden süreçler o kadar yaratıcıdır. Bu tanımlama çerçevesinde yaratıcı düşünme şu üç süreç vasıtasıyla başarılabilir. Birincisi, belirli bir şeyi ararken rastlantısal çağrışımlara erişmek; ikincisi benzer çağrışımlara ulaşmak; üçüncüsü, birbirleriyle çok uzaktan iliş-kileri veya çağrışım bağları olan olayları bazı ortak özellik veya unsurlarını bularak birbirine bağlama, birbirleriyle uzlaştırma. Eğer bu çağrışımlar yaratıcı bir bileşim oluşturmak üzere birbirine bağlanacaksa, bunlar kişinin çağrışım hiyerarşisinin kapsamı içinde bulunmalıdır. Örneğin, yeni bir silah sisteminden haberdar olmayan bir komutandan, onu yaratıcı bir şekilde kullanması beklenemez. Ayrıca, yaratıcı bir kişide çok sayıda çağrışımlar oluşurken;  yaratıcı olmayan kişilerde, bilinen kalıplaşmış az sayıda çağrışım olacaktır.       

KAVRAM GELİŞTİRME VE DİL              

Diğer yönden, kavram geliştirme, yaratıcı düşünme sürecinde, eğitimin temel sorunlarından biri olarak görülmektedir. Her hangi bir disiplinde bilginin transferini yapabilme, problemleri çözebilme ve üst düzeyde zihinsel faaliyetleri geliştirerek bilgi üretebilmek için, o alandaki temel kavramların öğrenilmesi zorunludur. Kavram geliştirme işlevi, bireyin bir kavramı öğrenmek için nasıl planlı bir şekilde inceleme yaptığına, inceleme sırasında kullandığı denencelere işaret eder. Kültürel açıdan bakıldığında, bireyin düşünce ve duygu zenginliği, eğilimleri, duyarlılığı ve algılama yeteneği ile geliştirdiği değerlerin niteliği, kısaca yaşam biçimi, kavram oluşturma ve geliştirme sürecini, dolayısıyla kavramların nitelik ve niceliğini etkiler.        

Bilindiği gibi kavramlar insanlarla, onların algılama ve düşünme sistemleriyle var olurlar.  İnsanların ürettiği bu kavramlar sonuçta, insanlar arası iletişimi sağlayan ilkeler geliştirmeye temel olan bir çeşit bilgi formudur.        

Kavramların dille yakın ilgisi vardır. Her kavram bir sözcükle ifade edilir. Bireyin kültüründe, geliştirdiği kavram çeşitliliği ile dil zenginliği arasında olumlu bir ilişki vardır.        

Dil, düşüncenin üstünde şeffaf bir örtüdür. Bireyin gelişen duygu ve düşüncelerini yansıtır. Dil kullanma becerisi, düşünme kadar, etkileşim ortamında sağlıklı bir iletişimin gereğidir. Birey, bilgisini çevresindekileri etkileyecek biçimde zihninde planlayabiliyorsa, ifade edecek bir sermayesi var demektir. Eğer birey sermayesini etkili bir dille ifade edemiyorsa, o sermaye bir süre sonra kaybolur.        

Böylece, kavram geliştirme ve dilin etkili kullanımının da yaratıcı düşünme sürecinde, öğrencinin önemli zihinsel parametrelerinden ikisi olduğu anlaşılmaktadır. Gelişmiş bir dil, yaratıcılığın önkoşuludur. Kısır bir dilde, kavramların sık sık değiştiği bir dilde, yaratıcılık kısır olur. Öğrencilerin, kazandıkları bilgileri yeni bir formla ifade etmeleri, bilgiyi yeniden üretmeleri, yeni algılarla oluşturdukları kavramları açıkça konuş-maya cesaretlendirilmeleri, ıraksak düşünmenin geliştirilmesinde psikomotor etkenler olacaktır.         

Yaratıcı düşüncenin Boğulması         

Yaratıcılığın boğulması, yaşamaktan sağlanan tatmini, yaşama sevincini önlediği gibi; şiddetli bir gerginliğe ve çöküntüye de neden olur. Bugün, streslere karşı en önemli dayanma kaynağının yaratıcılık olduğundan kuşku duyulmamaktadır.     

Bir kişinin yaratıcı düşünme yetenekleri gelişmemiş veya felce uğramışsa, onun zihinsel olarak tam anlamıyla işlevde bulunduğunu söyleyemeyiz.       

Öğrencinin ifade özgürlüğünü, kendiliğindenliğini, bağımsızlığını, merakını, araştırıcılığını ve kendine güvenini sınırlayan herhangi bir durum veya faaliyet, yaratıcılığın gelişmesini engeller. Bazı eğitim uygulamalarının yaratıcılık üzerinde potansiyel olarak zararlı yan etkileri bulunduğu bir vakıadır.

Öğrencinin okuma, inceleme, sorgulama, eleştirme veya ıraksak düşünme için zamanının kalmaması; başarı notlarına gereğinden fazla önem verilmesi veya bütün öğrenme çabalarının başarı notuna endeksli olması; böylece öğrencinin önüne yüzeysel bir hedef konulmasının; yaratıcı davranışların teşvik ve geliştirilmesiyle ilgili hiç bir tarafı yoktur. Artık bu yapay hedef, öğrencinin çabaları için bir ölçüt oluşturmakta ve öğrencinin tek problemi; "yüksek başarı notlarının nasıl elde edilebileceği" olmaktadır.    

Aynı etkiler, sınavların sonunda da ortaya çıkmaktadır. Öğrenciler kendilerine uygulanan sınavların türüne göre hedeflerini belirlemektedirler. Objektif testler sürekli olarak kullanıldığında, alışkanlık haline dönüşebilen sınırlı bir çalışma biçiminin yerleşmesine neden olmaktadır. Tamamen ders materyallerinden hazırlanan ve tek doğru yanıtlı sınav sistemi; sınırlı bir bilgi ölçme ve değerlendirmesi yanında, yakınsak düşünmeyi yerleşik bir düşünme alışkanlığına dönüştürerek (ya da bu alışkanlığı pekiştirerek) yaratıcı düşünmeyi engellemektedir.       

Yaratıcılık üzerine olumsuz etkiler, öğretim elemanının kendisi tarafından da yaratılabilir. Bir kişi eğer çok katı veya çok fazla otoriterse, ıraksak düşünme ürünlerinin biraz fazla ortaya çıkmasına tahammül edemeyebilir. Çoğu kez bu tip öğretim elemanları, popüler cevaplardan ara sıra uzaklaşmayı, davranışlardaki zenginliği, farklı düşünmeleri akıcı bir şekilde üretebilmeyi ve yaratıcılığın gelişmesi için gerekli olan esnekliliği değil de; tek doğru cevabı, yürürlükte geçerli ve itibarlı olan düşünmeleri ve yakınsak davranış biçimini teşvik etmeye eğilimlidirler.      

Yaratıcı düşünme, öğrencinin sürekli olarak nedir? Neden? Nasıl? Ne kadar? Bunun hakkında ne biliniyor; ne söylenebilir? Eğer.... İse ne olur? gibi nice soruların cevaplarını araştırmasını gerektirir. Bundan sonra da, yine sürekli olarak "daha başka? Bundan başka neler olabilir?  Sorularının cevapları hakkında derin araştırmalar incelemeler yapması şarttır. Öğrenci hedefe farklı yollardan varmayı denemeli ve buna teşvik edilmelidir. Öğrenci muhakeme mantığını kavradıktan- veya düşünmesini öğrendikten sonra diyebiliriz- ve gerekli olan gözlemlere dayalı gerçek ve verileri, kavramları, bulguları, parametreleri oluşturduktan sonra; yaratıcılığını durduracak tek şey: zihinsel yeteneğinin sınırları, saplantıları ve daha önce öğrendiklerinin, düşüncelerinin arasına karışmasıdır.

Dolayısıyla öğretim elemanı, öğrenciye doğru cevapları söylemek yerine onu düşünmeye sevk ederek yaratıcı süreçlerin gelişmesini sağlamalıdır. Zihinsel bakımdan güçlü öğrenci, düşünmeyi öğrenmiş ve düşünmeyi ketleyen algısal, duygusal ve ifade engellerini aşmış olacağından; karşılaştığı problemlere karşı benzersiz, özgün yeni yaklaşımlar, çözümler üretmeye artık hazırdır ve teşvik edilmelidir.        

Esas özelliği özgün ürünler vermesinden ileri gelen yaratıcılık, zaman alan bir süreçtir. Bunların ortaya çıkması, ürün vermesi, birden bire değil tedrici bir ilerlemeyle olur.

Son Güncelleme ( Cuma, 01 Mayıs 2009 06:13 )
 
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün195
mod_vvisit_counterDün1367
mod_vvisit_counterBu Hafta1562
mod_vvisit_counterBu Ay29741
mod_vvisit_counter6 Aralık 2008'den Beri2290852
Üyeler : 900
İçerik : 20214
Web Bağlantıları : 6
İçerik Tıklama Görünümü : 7122766

Anket..

Sitemizde en çok hangi bölüm ilginizi çekiyor?
 

Anket...

Ben bir...
 
internet haftasi
e-okul