Eğitim, Çocuğu Tanımak ve Sevmekle Başlar !

Nasrettin Hoca Fıkraları PDF Yazdır e-Posta
  
Pazar, 04 Ocak 2009 19:33

                                               Nasrettin Hocanın Yaşamı

Nasrettin Hoca 1208 yılında Sivrihisar’da dünya’ya geldi. Babası, doğduğu köy olan Hortu Köyünün imamı Abdullah Efendiydi. İlk eğitimini Sivrihisar Medresesinde gördü ve babasının vefatı üzerine Hortu köyüne dönerek baba mesleği olan imamlık mesleğine başladı. Medreselerde dini dersler okuttuktan sonra, kadılık yapmaya başladı. Hayatı ile ilgili çok detaylı bilgiler bulunmayan Nasreddin Hoca 1284 yılında Akşehir’de vefat etti.Nasreddin Hoca yazılı metin bırakmayışına karşın fıkraları yüzyıllardır dilden dile dolaşmış, halkın gönlünde unutulmaz izler bırakmış bir söz ustasıdır. Bizleri güldürürken eğiten, eğitirken acı acı güldüren, taa derinden düşündüren, zaman zaman iğneleyen, bazen de anlatılan fıkralarıyla sarsıcı fikirler akla getiren, görmüş geçirmiş sevimli bir Anadolu insanıdır O. Alçak gönüllüğü, hoşgörüsü, eleştiri ve öz eleştiri anlayışı ile bizlere akılda kalıcı dersler veren ölümsüz bir bilgedir Nasreddin Hoca.

   

Kara Tavuk Fıkrası

Nasrettin Hoca, kümesindeki bir karatavuğu, pazara götürüp satmak ister. Adamın biri alıcı olur ancak:
-Ben bu tavuğun rengini beğenmedim, beyaz olsaydı kesin alırdım, der. Hoca hemen iki kalıp sabin alarak hayvanı yıkamaya başlar. Tabii hayvanın tüyleri yinede simsiyahtır. Hoca kendisini hayretle seyreden müşteriye dönerek:
-Boyayan ne güzel boyamış, öyle has boyamış ki hayvanın rengini ağartmak mümkün değil..! der
Bu sözleri duyan müşteri dersini almıştır ve tavuğu hemen satın alıverir...!
   

 

Sıcak Ekmekler

Nasrettin Hoca yolculuğa çıkar. Birkaç gün yol aldıktan sonra, zaten az olan parası biter. Beş parasız bir müddet daha gider ama çok geçmeden açlık başına vurur. Parası olmadığı halde çarşı pazar dolaşmaya başlar. Bir ekmek fırınının önünden geçerken burnuna mis gibi sıcak ekmek kokusu gelir. Hoca, dükkanın önünde durup, müşteri bekleyen fırıncının yanına gelir ve:
-Hey ahbap, bu ekmekler senin mi, diye sorar.
Adam umursamaz bir vaziyette cevap verir:
-Evet, benim.
Nasreddin Hocanın karnı iyice acıkır, ağzı sulanır.
-Gerçekten senin mi bu mis gibi kokan sıcacık somunlar?
Adam Nasrettin Hocanın açlığından haberdar değildir ya, sinirli sinirli cevap verir:
-Benim dedim ya kardeşim, daha ne sorup duruyorsun!
Hoca ekmeklere bakarak iç geçirir:
-Sen elindeki nimetin kıymetini bilmiyorsun ahbap. Madem bu kadar ekmek senin, neden yemiyorsun...!
  

 

Belki

Nasreddin Hoca ağır bir hastalığa yakalanmış. Günlerce yatak döşek yatmış. Bir gün:
-Aman karıcığım, demiş. "en cicili bicili giysilerini giy. Tak takıştır, sür sürüştür, bi güzel süslenip püslen. Başucumdan da ayrılayım deme.." demiş.

-Aşkolsun efendi; demiş karısı. "Bu dediğin olacak şey mi? Sen böyle ölüm döşeğinde yatarken süslenip püslenmek yakışık alır mı hiç? Gören konu komşu ne demez sonra?

Nasreddin Hoca karısının sözünü kesmiş hemen:
-Konu komşuya kulak asma sen. Süslenmene bak. Ben neredeyse son nefesimi vermek üzereyim. Azrail canımı almaya gelince belki seni beğenir, bakarsın beni bırakır seni alır...!
    

 

Dilenci Fıkrası

Nasreddin Hoca bir gün pazarda dolaşırken yanına bi dilenci yaklaşır ve:
-Bana sadaka verirsen sana dua ederim! der..
Demesiyle Hoca hemen cebinden beş on kuruş çıkarır, dilenciye verir.
-Aman dua mua etmem istemem! Der Hoca.
Dilenci:
-Niye?
Nasreddin Hoca:
-Eğer senin duan kabul olsaydı, sen şimdi dileniyor olmazdın...!
   

 

Hoca'nın Sarığı

Nasrettin Hoca bir gün tarladan dönerken kuvvetli bir rüzgar çıkmış ve Hoca daha n'oluyor demeye kalmadan başındaki sarığı rüzgardan uçmuş ve çamura bulanmış. Hoca almış yerden sarığı geçirmiş başına.
Sıkkın sıkkın yürürken birkaç adam çıkmış karşısına. Hoca'nın başındaki sarığı görünce her kafadan bir sese çıkmaya başlamış:

-Hocam sarığın kirlenmiş..., Hocam sarığın çamur olmuş...!
Hoca: Kirlenmişse kirlenmiş n'apalım yani..!
-Napalımı var mı Hocam? Yıkasan şu sarığını..!
Hoca: Pöh..! Yıkayınca yeniden kirlenmeyecek mi sanki!
-Olsun Hocam, kirlenince yeniden yıkarsın.
Hoca: Bir daha kirlenir..?
-Sen de bir daha yıkarsın Hoca'm.
Hoca sarığın kirlendiğine mi yansın, yoksa adamların ukalalığına mı kızsın... Öfkeyle homurdanmış Hoca:
-Ne yani ben bu dünyaya sarık yıkamaya mı geldim..!
  

 

Parasızlık

Nasreddin Hoca parasızlıktan o kurban bayramında kurban alamamış. Bayram namazından, kara kara düşünerek eve dönerken, otlayan koyunları görmüş ve gözüne kestidiği birini alıp eve götürmüş. Güzelce kesmiş, etlerini kemiklerini ayırmış. Hanımına:
-Hanım al şu eti güzelce kavur bakalım da, yiyelim birlikte, daha sonrada gelen misafirlere ikram ederiz demiş.
Hoca’nın hanımı bu işe baştan razı değilmiş zaten. Sormuş Hoca ya:
-Hocam kıyamet günü bu koyun için sorguya çekilince ne yanıt vereceğiz? Demiş.
Hoca :
-İnkâr ederiz, demiş.
-İnkâr edemeyiz, kıyamet günü keçi dirilip tanıklık edecek.
-Tamam, işte, demiş Hoca. Kıyamet günü keçi dirilip gelse hemen yakalayıp sahibine geri verip bu dertten kurtuluruz.
  

 

Yağmurlu Bir Gün

Nasreddin Hoca çok yağmurlu bir günde pencerenin önüne oturmuş dışarıyı izliyormuş. Bir ara komşularından birini, koşa koşa evine doğru giderken görmüş. Pencereyi açarak seslenmiş:
-Yazık sana komşu..! Senin gibi aklı başında, inançlı bir adam, Allah’ın rahmetinden kaçar mı hiç?…
İçinden Nasreddin Hoca’ya hak veren adamcağız, koşmayı bırakmış ve ağır ağır yürümeye başlamış. Fakat eve geldiğinden tepeden tırnağa ıslandığını anlayınca, Hoca’nın oyununa uğradığını anlamış...
Günün birinde bu sefer de Nasreddin Hoca yolda yağmura tutulmuş, koşa koşa evine gidiyormuş. Daha önce kendisiyle alay ettiği komşusunun evinin önünden geçerken adamcağız “taşı gediğine koymanın tam zamanı” diye düşünerek, Hoca ya seslenmiş:
-Hocam, Hocam, Allah’ın rahmetinden niçin kaçıyorsun, ayıp değil mi sana?
Hoca, hiç istifini bozmadan koşmaya devam ederek şu cevabı vermiş:
-Sen ne anlarsın be adam!… Ben rahmetten kaçmıyorum, tam tersine yere düşen rahmetleri çiğnememek için koşuyorum!…”
   

 

Adamın Biri

Adamın biri Nasrettin Hoca'nın yolunu kesip elindeki mektubu uzatmış:
-Aman Hoca'm, gözünü seveyim şu mektubu bana okuyuver.
Hoca almış mektubu, açmış bakmış. Bir süre elinde evirip çevirdikten sonra tutup sahibine geri vermiş:
-Bu mektup okunacak gibi değil. Yazılar kargacık burgacık. Hem dili de yabancı, ben okuyamam bunu, kusura bakma...! Demiş Hoca.
Adam çok kızmış bu işe, terslemiş Hoca'yı:
-Ayıp Hoca ayıp..! Benden utanmıyorsan başındaki sarıktan utan bari. Bir mektubu okuyamadın yahu..!
Nasreddin Hoca'nın canı bu işe çok sıkılmış. Başındaki sarığı çıkardığı gibi adamın başına geçirmiş:
-Hadi bakalım demiş, mademki keramet sarıkta sen oku bakalım şu mektubu da görelim...!
   

 

Söylene Söylene

Nasrettin Hoca tam yatacakken birden kapı vurulmuş. Hoca söylene söylene kapıyı açmış. Kim olacak Hoca'nın yan komşusu:
-Hocam, sende kırk yıllık sirke varmış, haberini aldım. Rica etsem bir bardak verir misin, şifa niyetine içeyim, demiş.
Hoca bu, malı kıymetli tabi ki..
-Yahu adı üzerinde kırk yıllık sirke, öyle her kese vermiş olsaydım sirke bu zamana kalır mıydı hiç...!
   

 

Tokat

Hoca, yolda dalgın dalgın yürürken, muzibin biri ensesine bir tokat patlatmış. Hoca şaşkınlıkla arkasına dönünce, adam eğilerek selam vermiş. Sonra da yüzsüzce ellerini oğuşturarak:
-Kusura bakmayın efendim! Ben sizi arkanızdan çok samimi bir dostuma benzettim!... Demiş.
Hoca, bu söze kanmamış:
-Olmaz öyle şey, yürü kadıya!... Diyerek adamı mahkemeye götürmüş. Meğer adam, kadının yakın ahbabı imiş. Hoca olayı anlatmış. Kadı düşünüp taşınmış ve Hoca'ya:
Peki demiş, sen de ona bir tokat at da ödeşin!...
Hoca, bu şekilde ödemeyi kabul etmeyince, kadı:
-Bir tokadın hakkı 1 akçedir. O halde davalı bu parayı versin sana!... Demiş.
Hoca razı olmuş. Fakat dava edilen adam yanında para olmadığını: hemen gidip getireceğini söyleyerek izin istemiş.
Kadı da izin vermiş. Hoca mahkemede bekleye dursun: Aradan epey zaman geçtiği halde adamın geldiği yok!...
Hoca epey bekledikten sonra hiddetle yerinden kalkmış ve Kadı Efendinin ensesine bir tokat patlatmış:
-Efendi hazretleri, demiş. Mademki bir tokadın diyeti 1 akçedir. o halde bu adamın getireceği 1 akçeyi sen al, zira benim daha fazla beklemeye ne zamanım ne de takatim var!...
   

 

Farz

Nasrettin Hoca'nın evine bir gün 3 eski arkadaşı misafirliğe gelir. 3 üde birbirinden oburdur. Nasrettin Hoca sofraya hangi yemeği getirse silip süpürürler. O kadar ki tencerelerde yemek bitince, sünnettir diye ekmekle iyice tencereleri sıyırırlar. Bu sırada odaya Nasreddin Hoca'nın kedisi girer.
Arkadaşları Nasreddin Hoca'yı memnun etmek için:
- "Aman ne güzel kedi. Adı ne bunun Hocam?" diye sorarlar.
Hoca:
- "Adı Farzdır", der.
Hoca'nın arkadaşları şaşırıp birbirlerine bakarlar:
- "Bu ne biçim isim Hoca Efendi?" derler. "Şimdiye kadar farz isminde bir kedi ismi hiç duymamıştık."
Hoca hemen taşı gediğine koyar:
- "Ne yani, sünnet diyeyim de onu da mı yiyesiniz?"
   

 

Sahte Dostluklar

Hoca'nın çok sevdiği hanımı vefat eder. Bu durum Hoca'da büyük üzüntü meydana getirir. Herkes bu üzüntülü durumun uzun süre devam edeceğini zanneder eme hiç de öyle olmaz. Hoca bir hafta sonra eski haline döner. Eskisi gibi neşeli görünmeye başlar.

Bir müddet sonra, Hoca'nın eşeği ölür. Bu sefer dünya Hoca'ya zindan olur. Yemeden içmeden kesilir. Bunu görenler, Hoca'nın hanımına vefasızlık ettiğini düşünür ve toplanıp Hoca'yı ziyaret ederler.
-Hocam, hanımın vefat ettiğinde bu kadar üzülmemiştin, oysa ki eşeğin öldüğünde yemeden içmeden kesildin, hala kendine gelemedin, nedir bunun sebebi, diye sorarlar.
Hoca kaşlarını çatar ve ciddi bir tavırla:
-Hanım vefat ettiğinde, daha cenazeden dönerken eş dost,"Üzülme Hoca, biz sana daha iyisini buluruz, seni evlendiririz" dediler. Hâlbuki eşeğim öleli bir hafta oluyor, kimse çıkıp ta "Hocam sana daha iyi bir eşek alırız" demediği gibi daha önce verdikleri sözü de tutmadılar. Böyle sahte dostluklar, yalancı teselliler karşısında ben üzülmeyim de kimler üzülsün?
  

 

Minare
Nasreddin Hoca pazarda dolaşırken yanına hayatı boyunca hiç minare görmemiş yabancı bir adam yaklaşır.
Adam Hoca'ya sorar:
-Bunları nasıl yapıyorlar.
Hoca ciddiyeti bozmadan:
-Bunu da anlamayacak ne var yah, kuyuların içini dışına çevirirler, olur sana bir minare! Demiş.
  

 

Tutar mı?
Hocanın cani bir gün sarma çeker. Ama elinde yoğurt bakraçları anası da ağlamış ne yapım ne yapım derken aklına göl gelmiş. Gelmiş gölün kenarına, atmış bakraçları kenara çıkarmış sarmış sigarasını hafif hafif demleniyor. Sonra birden bekçinin düdüğünü duymuş. Eyvah simdi yandık derken aniden atmış sarmayı bakracın içine sonrada bakracı tutmuş göle dökmeye başlamış. O esnada bekçide yanında bitivermiş. Bakmis bakmış anlamamış sonra hocaya sormuş ne yapıyorsun diye. Hocada görmüyor musun yoğurt mayalıyorum demiş. Bekçi kahkahalar içinde ilahi hoca koca göl hiç maya tutar mı demiş. Hocada ya tutarsa diye cevap vermiş. Sonra bekçi ilahi hoca diyip güle güle yoluna devam etmiş. Hoca hem keyfine hem yoğurda yanarken bekçinin arkasından bakıp simdi bu salak herkese anlatır demiş.
  

 

Sıkarken
Nasrettin hoca bir gün yolun kenarında kedisini yıkıyormuş. Yoldan geçen arkadaşı hocaya:
-Hocam kediyi yıkama ölür.
Demiş. Hoca aldırış etmemiş ve yıkamış. Arkadaşı dönüşte hocayı tekrar yolun kenarında görmüş. Kedi ölmüştü. Adam:
-Hocam ben size kediyi yıkamayın ölür demedim mi? demiş. Hoca:
-Ben kediyi yıkarken ölmedeki sıkarken öldü demiş.
  

 

Allah Biliyor  
Nasreddin Hoca bir cimri tanıdığının evine gittiğinde tanıdığı ona bayat ekmek ile bir tabak bal ikram etmiş. Nasreddin Hoca bayat ekmeği dişi kesmeyince sinirinden balı kaşıkla yemeye başlamış. Ev sahibinin gözü yerinden oynamış :  
-Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise, insanın içini sıyırır, demiş.  
Nasreddin Hoca hiç ses çıkarmadan balı bitirmiş ve :  
-Kimin içinin  sıyrıldığını Allah biliyor, demiş
   

 

Aklın Varsa Göle Koş  
Hoca, bir gün kırlardan topladığı çalı çırpıyı eşeğine yükleyip evine götürürken :  
-Acaba, yaş çırpı da kurusu gibi yanar mı? Diye düşünür ve şeytana uyarak çakmağını çakar ve alevi çalı çırpıya dokundurur. Aralarında kuruları da bulunan çalı çırpı hemen alev alır. Eşekte bir korku, bir telaş, huzursuzluktur başlar. Anıra anıra, çifte ata ata dörtnala koşmağa başlar. Hoca da arkasından olanca gücüyle bağırır :  
-Aklın varsa göle koş!
 

 

 

Ateş Düştüğü Zaman         
Nasreddin Hoca'nın evine tüccar  arkadaşı misafir olmuş. Hoca ona mantı pişirip getirmiş. Arkadaşı acele edip mantıyı hemen ağzına atınca boğazı yanmış. Boğazının yandığını belli etmemek için başını tavana doğru dikmiş ve yanmanın etkisi gidince de başını tavandan indirmeyip sormuş :  
-Hocam bu tavanı ne zaman yaptınız.   
Hoca hemen :  
-Boğazıma ateş düştüğü zaman, demiş. 
 

 

 Bana Ne Ad Koyardı?         
Bir gün Nasrettin Hoca'ya Timur :  
-Yahu, şu Abbasi halifelerinin her birisi birer lakab almış kimi El Mutazım Billâh, kimisi de El mütevekkil-Allah, diye anılıyormuş. Ben acaba onların zamanında hükümdar olsaydım, bana ne ad koyarlardı.
Hoca hiç çekinmeden :  
-Sana da Neüzzü-Billah derlerdi, yanıtını vermiş.  
  

 

Benim Yerime Seni Götürür  
Hoca Nasreddin ölüm döşeğindeymiş. Karısını çağırmış. 
-Hanim en güzel elbiselerini giy, iyice kokular sürün, tak takıştır yanıma gel otur. 
-Ayol hoca delirdin mi sen. Bu durumdayken ben nasıl süslenirim? 
-İyi ya Azrail gelince belki beğenip benim yerime seni götürür. 
 

 

 Ben uyuyorum   
Bir gün Nasreddin Hoca şehre gelip, bir arkadaşıyla birlikte handa kalmış. Gece yarısı arkadaşı sormuş :  
-Hocam, uyudunuz mu?   
-Buyurun bir şey mi var?   
-Biraz borç para isteyeyim demiştim.   
Nasreddin Hoca derhal horlamaya başlayıp:  
-Ben uyuyorum! Demiş. 
  

 

Bu Nasıl Namaz?         
Nasreddin Hoca abdest alırken, bir ayağına su yetmemiş. Namaz kılarken de bir ayağını yukarı kaldırarak namaz kılmış. Bunu gören cami cemaati :  
-Hocam bu nasıl namaz? Diye sormuş.  
Nasreddin Hoca :  
-Bir ayağı abdestsiz namaz, diye y
anıt vermiş. 
  

 

Ağaç Yürümezse

Nasreddin Hoca ya yapılan sataşmalar tükenip bitmez. Akşehirliler bir gün Hoca ya takılır ve sorarlar:
- Hocam senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir aslı var mıdır? Hocanın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya cevaplar:
- Her halde öyle olmalı.
- Böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini herkese kanıtlar. Hoca madem kabullendin göster bir mucize de görelim!
Hoca:
- Pekala şimdi size bir numara yapalım der.. Karşısında durmakta olan çınar ağacına;
- Ey ulu çınar çabuk yanıma gel! der. Tabii ne gelen ağaç var ne giden. Hoca yürümeye başlar ağacın yanına varır.
Akşehirliler:
-Ne oldu Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya gittin! diye gülünce
Hoca:
-Bizde kibir yoktur, dağ yürümezse abdal yürür, der.
  

 

Bizde Kibir Yok

Nasreddin Hoca ya yapılan sakalar tükenip bitmezdi. Akşehirliler bir gün Hoca ya takılır ve sorarlar.
-Hocam senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir asli var mıdır?
Hocanın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya cevaplar;
-Her halde öyle olmalı.
-Böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini herkese kanıtlar. Hoca madem kabullendin göster bir mucize görelim!
Hoca;
-Pekala simdi size bir numara yapalım der karsısında durmakta olan çınar ağacına;
-Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!...
Tabii ne gelen ağaç var ne giden. Hoca yürümeye baslar ağacın yanına varır. Akşehirliler;
-Ne oldu Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya gittin! Diye gülünce,
Hoca;
-Bizde kibir yoktur, dağ yürümezse abdal yürür der.
  

 

Kim Suçlu

Bir keresinde, Hoca Akşehir de ki mahkemeye kadı tayin edilir. Bir gün bir adam koşarak mahkemeye gelir ve Hoca ya:
-Farz edelim iki inek mera da dövüştü ve biri oldu, Hoca Efendi. Öldürenin sahibi sorumlu tutulacak mıdır?
Adamın hilekâr gözlerini fark eden Hoca dikkatliydi.
-Yerine göre, der, hüküm vermeden.
-Karar vermene yardımcı olabilir, Hoca Efendi. Senin inek benimkini oldurdu!.
-Bu halde, genel olarak bilindiği gibi inekler hayvandır. Hayvanlara sebep bağlanmadığından dolayı, kesinlikle sorumsuzlardır. Bu yüzden de, sahibi sorumlu tutulamaz!
-Özür dilerim, Hoca Efendi, dilim sürçtü. Benim inek seninkini oldurdu demek istemiştim!
Bu haber üzerine, Hocanın kani beynine sıçrar. Sakalını çeker, kalkar ve yeniden oturur.
-Bu ilk düşündüğümden daha karmaşık bir durum, der. Memurluğunun tüm ağırbaşlılığıyla katibine döner ve ekler yanında ki rafta duran kara kaplı kitabi ver bakayım!

Son Güncelleme ( Pazar, 04 Ocak 2009 19:47 )
 
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün820
mod_vvisit_counterDün1377
mod_vvisit_counterBu Hafta5187
mod_vvisit_counterBu Ay37307
mod_vvisit_counter6 Aralık 2008'den Beri2338049
Üyeler : 905
İçerik : 20742
Web Bağlantıları : 6
İçerik Tıklama Görünümü : 7451179

Anket..

Sitemizde en çok hangi bölüm ilginizi çekiyor?
 

Anket...

Ben bir...
 
internet haftasi
e-okul