Eğitim, Çocuğu Tanımak ve Sevmekle Başlar !

Klasik Koşullanma Kuramı
Klasik Koşullanma Kuramı - 1 PDF Yazdır e-Posta
  
Salı, 07 Temmuz 2009 09:24

Klasik koşullanma Kuramı – Ivan Pavlov
Öğrenme, yaşam boyu devam eden ve davranışta kalıcı değişiklikler oluşturan bir süreçtir. İnsan, biyolojik yapısı ve özellikleri ile öğrenmeye hazır olarak dünyaya gelir. Bu kapasite ile birey, yürümekten karmaşık sorunları çözmeye, felsefi düşünceye kadar çok çeşitli davranışları öğrenme yoluyla kazanır.

Öğrenme yaklaşımlarına temel oluşturan öğrenme kuramları, sözü edilen davranış değişikliklerinin nasıl meydana geldiği ve geliştiği konusundaki varsayımlardır.

Kuramlar, düşünce, davranış, değer ve tutumların oluşma mekanizmasının anlaşılmasını, kavranmasını sağlar. 20. yy.’da birçok öğrenme kuramı geliştirilmiş olup; bunlar, formal eğitimde (Okullarda), informal eğitimde (bireyin yaşadığı çevrede) öğretme-öğrenme sürecine yön veren temel öğeler ve ilkeler olarak yansımasını bulmuştur.

Hemşirelik eğitiminde, eğitimle ilgili etkinliklerde, farklı özelliklere, farklı deneyim ve becerilere sahip bireylere farklı konularda eğitim verildiği gözönüne alınırsa, farklı öğrenme kuramlarından yararlanmanın önemi ve gerekliliği daha iyi anlaşılacaktır.

1. TEMEL KAVRAMLAR
Öğrenme
“Kim gençliğinde öğrenmeyi ihmal ederse geçmişini kaybeder ve gelecek için ölüdür.”
Euripides
“Kim yaşlılığında öğrenmeyi ihmal ederse şimdiki zamanını berbat etmiş olur.”
E.C. Lindeman

İnsanı toplumsal bir varlık yapan ve onu diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerinden biri öğrenme yeteneğine sahip olmasıdır. Doğduğu zaman bilinçli hiçbir davranış göstermeyen insanoğlu, yaşaması için gerekli olan tüm davranışları çevrenin etkisi ve doğuştan sahip olduğu güçlerinin yardımıyla öğrenir. Eğitimin amaçları öğrenme yoluyla gerçekleştirilir. Öğrenme, kişinin yaşantıları ve çevresi ile etkileşimi yoluyla kalıcı davranış kazanması ya da eski davranışlarını değiştirmesi süreci olarak açıklanabilir. Bu sürecin sonunda bireyde davranış değişikliği beklenir. Öğrenme, insan davranışlarının ayrılmaz bir parçasıdır.

Öğrenme, belli bir yaş döneminde yapılıp bitirilen; belli bir sürede sonuçlanan bir olay değildir. Öğrenme süreklidir ve çevre ile etkileşimde bulunduğumuz süre boyunca yaşamımızın her anında yer alabilir (Fidan ve Erden 1997).
Eğitim Sözlüğü’ne göre öğrenme, “yaşantı ürünü ve az çok kalıcı izli davranış değişikliği” olarak tanımlanmaktadır (Demirel 2001, Demirel 2005).
Öğrenme, eski çağlardan beri filozof ve bilim adamlarının farklı biçimlerde tanımladıkları ve açıklamaya çalıştıkları bir kavramdır.

 

Öğrenmenin kabul edilmiş ortak bir tanımı olmamakla birlikte, çeşitli filozof ve eğitim psikologlarının öğrenme tanımları aşağıda sıralanmıştır.

• Öğrenme, doğuştan getirilen davranışları, eğilimleri, olgunlaşmayı ve yorgunluk, ilaç vb. etkilerle meydana gelen organizmanın geçici durumlarını kapsamayan, çevredeki etkileşimler yoluyla davranışların oluş¬ması ya da değiştirilmesi sürecidir.

• Sadece büyüme sürecine atfedilemeyen, insanın eğilimlerinde ve yeterliklerinde belli bir zaman diliminde oluşan bir değişmedir (Gagne,1983).

• Öğrenme, pekiştirmenin sonucu olarak davranış ya da potansiyel
davranışta oldukça sürekli bir değişme meydana gelmesidir.

• Öğrenme, nesnel gerçeğin insan bilincinde kuramsal olarak yansıması sürecidir.

• Öğrenme, bireyin olgunlaşma düzeyine göre, çevresiyle etkileşimi sonucu davranışlarında oluşan kalıcı değişmelerdir (Büyükkaragöz ve Çivi, 1994).

• Öğrenme, yaşantı aracılığıyla davranışların değişmesidir (Binbaşıoğlu, 1974).

• Öğrenme, öğrenilen tepkilerin gerektiğinde yapılması, öğrenilenlerin bellekte saklanması, öğrenilen davranışların alışkanlığa dönüşmesi, gerektiğinde yenilenmesi, öğrenilenlerin algılanmasıdır (Başaran, 1997).

• Öğrenme doğumdan sonra, hazır olan bilgiyi alabilme, biriktirebilme ve kullanabilme potansiyelinin çevre katkılarıyla kullanılır duruma getirilmesidir(Madi 2006).

Öğrenme aynı zamanda, amaca doğru güdülenmiş bireyin, karşısına çıkan basit veya karmaşık bir engeli çeşitli sınamalarla, etkinliklerle aşarak, amaca ulaşması ve gerginlikten kurtulmasıdır (Kurt 2000).

Bu açıklamalar ışığında öğrenmenin ortak özellikleri şunlardır:
 Davranışta gözlenebilir bir değişme olması
Ø
 Davranıştaki değişmenin nispeten sürekli olması
Ø
 Davranıştaki değişmenin yaşantı sonucunda kazanılmış olması
Ø
 Davranıştaki değişmenin yorgunluk, hastalık, ilaç alma vb. etkenlerle geçici bir biçimde meydana gelmemesi.


Ø Davranıştaki değişmenin sadece büyüme sonucunda oluşmaması: Olgunlaşma öğrenmenin ön koşuludur. Fakat tek başına olgunlaşmaya bağlı olarak gösterilen davranışlar (yürüme, dik durma, değişik sesler çıkarma) öğrenme sayılmaz. Türe özgü hazır oluş da öğrenme değildir örneğin, kuşların uçması. (Açıkgöz 2005,Elden 2003,Senemoğlu 2005).

Öğrenme genellikle kendiliğinden ve yönlendirilmiş olmak üzere iki türlü meydana gelmektedir. Bireyin kendi kendine yaptığı bir eylem ya da yaşantı sonucu meydana gelen davranış değişiklikleri kendiliğinden öğrenme olarak kabul edilebilir.

Bireyin günlük yaşantısında gösterdiği davranışların büyük bir kısmı kendiliğinden öğrenmenin ürünleridir. Kendiliğinden öğrenme kasıtlı ya da kasıtsız olabilir. Ancak öğrenmeyi sağlayıcı yaşantıyı oluşturan kimse bireyin kendisidir. Kendiliğinden öğrenme, duyu organlarını kullanarak (algısal öğrenme), deneme-yanılma ve model alma gibi değişik biçimlerde gerçekleşebilir.

 

Yönlendirilmiş öğrenmede ise öğrenmeyi sağlayacak ortamı yaratan bir başka kişi ya da aracın varlığı söz konusudur. Yönlendirilmiş öğrenme, öğretme etkinliklerinin sonucunda meydana gelir. Öğrenme öğreten kişi ya da aracın yardımıyla gerçekleşir. Sınıf içindeki öğrenmeler yönlendirilmiş öğrenmeye örnek olarak verilebilir (Fidan 1997, Tabak 2000).
Son Güncelleme ( Pazar, 26 Eylül 2010 08:40 )
 
Klasik Koşullanma Kuramı - 2 Devam PDF Yazdır e-Posta
  
Salı, 07 Temmuz 2009 09:23

1.2. Kuram
Kuram, Latin dilindeki “görüş” sözcüğünden türemiş, ingilizce “theory” kelimesinin karşılığı olup, belli bir alanda benimsenmiş birbiriyle ilişkilendirilmiş ve bütünleştirilmiş denenceler dizisidir. Kuramlar; akılcı, entellektüel ve gerçekleri ortaya çıkarmada rehberdir. Bu entellektüel süreç, ilişkilerin karşılaştırılması, denenmesi ve açıklanmasını içerir (İşman 2005, Velioğlu 2005).

Eğitim Sözlüğü’ne göre kuram, “bilim ya da sanat alanının genel ilkeleri” olarak tanımlanmaktadır (Demirel 2001).
 

1. Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ne göre kuram, “1. Uygulamalardan bağımsız olarak ele alınan soyut bilgi, 2. Belirli bir konudaki düşüncelerin, görüşlerin bütünü, 3. Sistemli bir biçimde düzenlenmiş birçok olayı açıklayan ve bir bilime temel olan kurallar, yasalar bütünü, nazariye,teori” olarak açıklanmaktadır

Varış, kuramı, “belirli bir olguyu ya da olgu kümesini açıklayıcı bir kavramsal sistem” olarak ele almaktadır (Varış 1991).

Bir başka tanıma göre kuram, “olguları açıklamak, önceden tahmin etmek amacı ile, değişkenler arasındaki ilişkileri belirleyerek olguya sistematik bir görüş getiren bir dizi kavram, tanım ve önerme” olarak ele alınmaktadır (Velioğlu 1990, Velioğlu 1999).

Kuramın basit ve açık bir diğer tanımı, “veriye bir bakış açısı getirmek ya da verinin örgütlenip anlamlandırılması” ‘dır (Velioğlu 1990, Velioğlu 1999).
Phenix ise, kuramın temelinin/esasının “bakış-gözlem” olduğunu vurgulamakta; kuramı, içgörü kazandıran aydınlık bir bakış açısı olarak tanımlamaktadır. Bu yaklaşımla ele alındığında kuram, gerçek hakkında doğruyu içeren bir içgörü olarak da tanımlanabilir (Velioğlu 1990).

Kuramlar aynı zamanda, açıklayıcı ve önceden belirleyici olan bir olguya sistematik bir görüş getiren kavramların bir takım halinde birbirleriyle ilişkileri olarak düşünülebilir.

Bu açıklamalar ışığında ele alındığında kuramın özellikleri aşağıdaki gibi sıralanabilir:
 

Kuramlar belli bir olguya değişik bakış açısı getirmek, üretmek için kavramlar arasında ilişki sağlar.

§ Kuramlar mantıklı olmalıdır.

§ Kuramlar denenebilir hipotezler için temel olmalıdır.

§ Kuramlar bir disiplinin geçerliliğini saptamak için yaptığı araştırmalar ile bilimsel bilgi içeriğinin artmasına katkıda bulunur.
 Kuramlar, uygulayıcılar tarafından uygulamayı geliştirmek üzere kullanılabilir olmalıdır.
§ Kuramlar diğer geçerli kuram, yasa ve ilkelerle uygunluk göstermelidir.


2. ÖĞRENME KURAMLARI
Bilim adamlarının öğrenme ile ilgili düşünceleri Aristo dönemine kadar uzanmaktadır. Aristo, yaşadığı dönemde öğrenmeyi, çağrışım kuramıyla açıklamaya çalışmıştır. Bu kurama göre, algılarımız zihinde çeşitli izler bırakır ve bu izlerden biri hatırlanınca buna bağlı olan diğer izler de bilinç alanına/üstüne çıkarlar.

Bu kuram, öğrenmeyi çok basit bir yapıda açıklamaktadır. Bir öğrenme kuramının genelde öğrenmenin, tüm organizmalarda, tüm öğrenme birimlerinde, okul içinde ve dışındaki tüm durumlarda nasıl oluştuğunu açıklaması ve onun evrensel yasalarını bulması beklenir. Ancak tüm öğrenme durumlarını açıklayabilen bir öğrenme kuramı henüz yapılmamıştır.
 

Öğrenme kuramı, canlıların öğrenmesine ilişkin benimsenmiş birbiriyle ilişkilendirilmiş ve bütünleştirilmiş denenceler dizisidir. Öğrenme kuramları, öğrenmenin hangi koşullar altında oluşacağını betimler ve açıklar. Öğrenme kuramlarının bilinmesinin eğitimcilere getireceği katkılar aşağıda sıralanmıştır:
 Öğrenmeye ilişkin denenmiş bilgiler, düzenli biçimde öğrenme kuramlarından alınır,

§ Öğrenme kuramlarının sunduğu bilgilere dayanarak, öğrencilerin öğrenme süreci çok daha iyi tanımlanabilir,

§ Kuramların önermelerinden yapılan çıkarsamalarla etkin bir öğretme yöntemi geliştirilebilir (İşman 2005).

§ Birçok bilim dalında olduğu gibi öğrenme alanında da birden fazla kuram mevcuttur. Bu durum bir yetersizliğin göstergesi olmayıp psikologların, eğitimcilerin giderek derinleşen görüşlerinin, zenginleşen bakış açılarının ve gelişen araştırma yöntemlerinin ürünüdür.

Ayrıca farklı kuramların varlığı, öğrenenlerin ve öğrenme durumlarının/ortamlarının farklı özellikler taşıdığı dikkate alınırsa bir zorunluluktur. Farklı yaklaşımların anlaşılması, aynı zamanda öğrenme yetisini de arttırır (Bilen 1990,Taşocak 2003).
 

Bazı psikologlar ve eğitimciler öğrenme kuramlarını iki ana grupta toplamaktadırlar. Bunlar öğrenmeyi, uyarıcı ve tepki arasında kurulan bağla açıklamaya çalışan davranışçı-çağrışımsal kuramlar ve bireyin çevresi hakkındaki bilişleriyle ve bu bilişlerin onun davranışlarını etkileme yollarıyla ilgilenen bilişsel alan kuramlarıdır(Senemoğlu 2005).
 

2.1.Davranışçı-Çağrışım Öğrenme Kuramları
 

Öğrenme ile ilgili ilk deneysel araştırmalar 20. yüzyılın başında Pavlov’un Rusya, Watson ve Thorndike’ın Amerika’da yaptıkları, insan ve hayvanların laboratuarda belli bir durumda nasıl davrandıklarına ilişkin çalışmalarla başlamıştır. Bu psikologların çalışmalarının odak noktası, insan ve hayvanların gözlenebilir davranışları olduğu için bu yaklaşımı benimseyenlere davranışçı ve geliştirdikleri kuramlara da davranışçı kuramlar adı verilmiştir (Elden 2003, Erden ve Akman 2004).
 

Davranışçı kuramcılar öğrenmeyi uyarıcı ile davranış arasında bağ kurma işi olarak görmektedirler. Uyarıcı, organizmayı harekete geçiren iç ve dış olaylardır. Duyduğumuz bir ses, gördüğümüz bir ışık, resim, ağaç, aldığımız bir tad bizim için birer uyarıcıdır. Uyarıcılar organizmayı etkileme gücüne sahiptir.

Bu etki sonucunda, organizmada meydana gelen fizyolojik ya da psikolojik değişimlerin tümü davranım ya da tepki olarak adlandırılabilir. Davranımların bir araya gelmesiyle oluşan eylem ise davranış olarak nitelendirilir. (Açıkgöz 2006, Cüceloğlu 2002, Elden 2003, Erden ve Akman 2004, İşman 2005, Seneoğlu 2005, Tabak 2000, Taşocak 2003). Örneğin, gözümüze gelen ışık bir uyarıcı, gözümüzü kapamamız bir davranımdır. Kalem bir uyarıcı, kalem tutma ise bir davranıştır.
 

Davranışçı kuramın anlaşılabilmesi için, davranışın özelliklerinin bilinmesi gerekmektedir. Bunlar;
 Davranış, organizma tarafından yapılan basit gözlenebilir ve ölçülebilir bir olaydır.

 

§ Davranış öğrenilir. Doğuştan getirdiğimiz ve refleks olarak da adlandırılan davranışlar da vardır.

 

§ Davranışların gelecekte nasıl olacağı tahmin edilebilir. Örneğin; yaptığı her ödevi takdir edilen öğrenci, ödevi ara sıra takdir edilen öğrenciye göre ödevlerini zamanında yapma davranışını sürekli olarak gösterir.

 Davranışlar, çevrede kendi başlarına oluşamazlar.

 

§ Çevredeki durum ve uyarıcılarla ilgilidirler. Davranışların sonuçları da o davranışın gelecekte ne kadar sık yapılacağının belirleyicisidir.

§ Davranışlar açık ya da gizli olabilir. Açık davranışlar herkes tarafından gözlenebilir. Gizli davranışlar yalnızca kişi tarafından gözlenir/hissedilir.
 Davranışların yapılması seyrekleştirilebilir ve söndürülebilir (Knox 2001, Elden 2003).

§ Davranışçı-çağrışım kuramcılarından “Pavlov’un klasik koşullama kuramı”, “Watson ve Guthrie’nin bitişiklik kuramları”, “Thorndike’nin bağ kuramı”, “Skinner’in edimsel koşullama kuramı” açıklanmıştır(Senemoğlu 2005).

2.1.1. Ivan Pavlov’un Özgeçmişi (1849-1936)
 Ivan Pavlov 1849-1936 yılları arasında yaşamış ünlü bir Rus fizyoloğudur.
î
î Babası da rahip olan Pavlov, eğitim hayatına ilk önce bir Kilise Okulu’nda başlamış ve yine aynı yerde ilahiyat derslerine devam etmiştir.
 1860’lı yıllarda kendini dine kaptırmış olan Pavlov,
î yine o dönemde düşünceleri ile tanınan Rus fizyolog I.M. Sechenov’dan etkilenerek kendini bilime adamaya karar vermiştir.

 

1870’de üniversitenin fizik ve matematik bölümlerine kayıt yaptırmış ve oradan dereceyle mezun olmuştur.

1881’de bir öğretmenle evlenmiştir.
1875’de fizyolojiye olan merakı nedeniyle Tıp Araştırmaları Akademisine kayıt yaptırmış, 1879’da dereceyle mezun olmuştur.


 1890’da Deneysel Tıp Enstitüsü’nün Fizyoloji bölümünü kurmuş ve burada çalışmalarını yürütmüştür.

1891-1900 yılları arasında sindirim fizyoloji alanındaki çalışmalarını genişletmiş ve “klasik koşullanma” kuramını ortaya çıkarmıştır.
 

Klasik koşullanma kuramını geliştirirken Sechenov’un “fizyolojik aktiviteler doğal reflekslerdir” hipotezinden etkilenmiştir.

1901’de Rusya Akademik Bilimler üyeliğine seçilmiştir.
 

1904’de sindirim fizyolojisi alanındaki çalışmalarıyla Nobel Ödülü’nü almıştır.
 

1912’de Cambridge Üniversitesi’nden “onursal doktora” ünvanı almıştır (http:// nobelprize.org).

Son Güncelleme ( Pazar, 26 Eylül 2010 08:43 )
 
Klasik Koşullanma kuramı - 3 Devam PDF Yazdır e-Posta
  
Salı, 07 Temmuz 2009 09:22

2.1.1.1.Klasik Koşullanma
Klasik koşullanmada insanlar ve hayvanlar, doğal olarak tepki gösterdikleri uyarıcılardan farklı uyarıcılara da aynı tepkiyi göstermeyi öğrenirler. Öğrenme genellikle rastlantısal olarak meydana gelmektedir. Bu nedenle, eğitim ortamında uygulamak oldukça güçtür.

Klasik koşullanma yoluyla öğrenme ilk kez İ. Pavlov tarafından ortaya atılmıştır. Pavlov, klasik koşullanma ile ilgili çalışmalarına 50 yaşından sonra başladı (Senemoğlu 2005).

Fizyolog olan Pavlov, köpekler üzerinde sindirim sistemiyle ilgili araştırma yaparken, köpeğin fizyolojik olarak, yiyecek ağzına girdiği zaman sindirimi başlatan salyayı salgılaması gerekirken, yiyeceği hatta yiyecek getiren kişiyi gördüğünde de salya salgıladığını fark etmiştir. Daha sonra, bu olguyu sistematik olarak laboratuvar ortamında araştırmaya karar vermiştir. Köpeğin tükrük bezi kanalına ameliyatla bir tüp bağlamış ve ses geçirmez bir deney hücresine koymuştur (Cüceloğlu 2002, Erden ve Akman 2004, Senemoğlu 2005).

Şekil 2. Pavlov’un Klasik koşullanma deneyi. Pencereden ışık verilince köpeğin önündeki tabağa otomatik olarak et tozu gelir. Kaynak: Cüceloğlu, D.: İnsan ve Davranışı Psikolojinin Temel Kavramları. Remzi Kitabevi, 11. Baskı, İstanbul,2002.

Pavlov, önce metronomla ses vermiş, köpek bu uyarıcıya sadece başını çevirmiş, kulaklarını dikmiştir. Sesi verdikten hemen sonra et tozu içeren bir eriyik vermiştir. Ses ile eti ard arda birkaç kez verdikten sonra, sesi tek başına verdiği durumda da salya tepkisinin meydana geldiğini görmüştür.

Bu olayda et, koşulsuz, yani doğal uyarıcıdır (UCS=Unconditioned stimulus). Koşulsuz uyarıcı, organizma için doğal olan ve tepkiyi otomatik olarak meydana çıkaran uyarıcıdır. Etin meydana getirdiği salya ise koşulsuz yani doğal tepkidir (UCR=unconditioned response).

Koşulsuz tepki, koşulsuz uyarıcının organizmada meydana getirdiği doğal ve otomatik tepkidir. Ses, henüz et ile ilişkilendirilmeden önce, köpek için bir nötr uyarıcıdır. Ses, bir süre et ile birlikte verilip ete gösterilen tepkinin sese de gösterilmesi sağlandıktan sonra, diğer bir deyişle, etin meydana getirdiği etki, ses tarafından paylaşıldıktan sonra koşullu uyarıcı (CS=conditioned stimulus) haline gelir.

Başlangıçta tarafsız bir uyarıcı iken, koşulsuz uyarıcı ile birlikte verilerek koşulsuz uyarıcının meydana getirdiği etkiyi paylaşması sağlandıktan sonra tek başına verildiğinde de organizmada doğal ve otomatik tepkiyi oluşturan uyarıcıya koşullu uyarıcı denir.

Köpeğe tek başına ses verildiğinde, meydana gelen salya salgılama tepkisi koşullu tepkidir. Koşullu tepki, sadece koşullu uyarıcının meydana getirdiği doğal, otomatik tepkidir (Cüceloğlu 2002, Erden ve Akman 2004, İşman 2005, Knox 2001, Senemoğlu 2005).

Klasik koşullanma süreci aşağıdaki biçimde şematik olarak gösterilebilir.



Şekil 3. Klasik Koşullanma. Kaynak: Senemoğlu, N.: Gelişim, Öğrenme ve Öğretim Kuramdan Uygulamaya. Gazi Kitabevi, Ankara, 2000.

Koşullanmanın meydana gelmesi ya da önlenmesinde, koşullanma sürecinde bazı ilkelere dikkat etmek gerekmektedir. Bunlar; bitişiklik, bilgilendiricilik, pekiştirme, sönme, genelleme, ayırt etme, birden fazla uyarıcıya koşullanma, gölgeleme ve öğrenilmiş çaresizlik ilkeleridir.
 

Bitişiklik (Contiguity): Koşullanma sürecinde, koşullu ve koşulsuz uyarıcıların verilme zamanının birbirine yakın olması önem taşımaktadır. Genel olarak, koşullu uyarıcı, koşulsuz uyarıcıdan yarım saniye önce verildiğinde en etkili koşullanmanın oluştuğu ileri sürülmektedir.

Ancak değişik koşullanma durumlarına göre bu koşullu ve koşulsuz uyarıcı verme arasındaki sürenin beş ila otuz saniye arasında değişebileceği de belirtilmektedir. Koşullu ve koşulsuz uyarıcıların art arda verilmesi durumuna bitişiklik adı verilmektedir (İşman 2005, Senemoğlu 2005).

Habercilik (Contingency): Koşullu uyarıcı kendisinden sonra gelecek koşulsuz uyarıcının haber verici nitelikte olmasıdır. Pavlov’un deneyinde olduğu gibi koşullu uyarıcı (ses) önce, koşulsuz uyarıcı (et) sonra verildiğinde koşulama meydana gelmektedir. Burada ses, etin geleceğinin habercisi olmakta; böylece köpeği sese koşullamak kolaylaşmaktadır. Burada önemli olan, koşullu uyarıcı koşulsuz uyarıcıdan ister önce ister sonra verilsin, koşullanma sürecinde, koşullu uyarıcının bilgi verici/haber verici bir niteliğe sahip olması gerektiğidir (İşman 2005, Senemoğlu 2005).

Pekiştirme (Reinforcement): Koşulsuz uyarıcının meydana getirdiği etkidir. Koşulsuz uyarıcı pekiştireç rolü görmektedir. Pavlov, koşulsuz tepkiyi (salya) meydana getiren koşulsuz uyarıcıya (et) birincil pekiştireç; koşullu tepkiyi (salya) meydana getiren koşullu uyarıcıya (ses) da ikincil pekiştireç adını vermektedir. Klasik koşullanmada pekiştireç tepkiye bağlı olarak verilmez.

Tepkinin meydana gelmesinden önce sunulur ya da tepkiyi doğuran uyarıcıdır. Bu yönüyle klasik koşullanma, gerek araçsal koşullanmadan gerekse edimsel koşullanmadan ayrılır. Çünkü diğer iki koşullanmada da pekiştireç tepkiye bağlı olarak verilmektedir (Elden 2003, İşman 2005, Senemoğlu 2005).
 

Sönme (Extinction): Koşulsuz uyarıcı (et) olmadan, koşullu uyarıcı (zil) tek başına verildiğinde, bir müddet sonra koşullu tepkinin (salya) azaldığı ve yok olduğu görülür. Koşullu uyarıcının artık tek başına koşullu tepkiyi oluşturamamasına sönme adı verilmektedir. Bir süre zil verilip et verilmezse salya gözlenmez.

Örneğin, ilk defa iğne vurulduğunda iğneyi vuran doktordan korkan bir çocuk daha sonra bir doktor gördüğünde korkar. Daha sonra uzun süre doktora gitmediğinde bu korkuyu unutabilir ve korku duygusu sönebilir. Düzenli ders çalışarak girdiği sınavlardan düşük not alan Ahmet bir süre sonra düzenli ders çalışmayı bırakması(Cüceloğlu 2002, Elden 2003, Senemoğlu 2005).

Genelleme (Generalisation): Temel koşullanma sürecinde, koşullu uyarıcı olarak ses, koşulsuz uyarıcı olarak da et kullanılmıştı. Ses ve et birlikte verilerek ete karşı yapılan tepki, tek başına ses verildiğinde de oluşturulduktan sonra, orijinal sese benzer farklı tonlardaki seslere de aynı tepki gösterilmektedir.

Verilen ses tonu, koşullanan ses tonundan farklılaştığı ölçüde ise salyanın azaldığı gözlenmektedir. Bu durumda, genellemenin meydana gelmesinde, verilen uyarıcının önceki koşullu uyarıcıya benzerliği önemlidir (Cücoloğlu 2002, Elden 2003, Erden ve Akman 2004, İşman 2005, Senemoğlu 2005,).
 

Ayırt etme: Genellemenin tersi ayırt etmedir. Organizmanın koşullanma sürecinde kullanılan koşullu uyarıcıyı diğerlerden ayırt ederek tepkide bulunmasıdır. Yani koşullu tepkinin, tek bir koşullu uyarıcıya karşı meydana gelmesidir.

Örneğin; köpek, başlangıçta 85 vuruş ile 100 vuruşluk metronom sesine aynı miktarda salya salgılarken daha sonra sadece 100 vuruşluk metronom sesinden sonra et verilmiş yani pekiştirilmiştir. Bu eğitimden sonra, köpeğin 85 vuruşluk metronom sesiyle 100 vuruşluk metronom sesini ayırt ettiği ve sadece 100 vuruşluk metronom sesine salya salgıladığı (tepkide bulunduğu) gözlenmiştir (İşman 2005, Senemoğlu 2005, Elden 2003).

Çocuğun beyaz önlüklü insanların arasından sadece elinde iğne olana tepki vermesi. Okula geç gelmeyi alışkanlık haline getiren Ahmet Tarih hocasından çekindiğinden dolayı onun dersine zamanında gelmeye dikkat etmesi
 

Birden Fazla Uyarıcıya Koşullama (Higher Order Conditioning): Koşullu uyarıcı (ses) ve koşulsuz uyarıcı (et) birçok kez birlikte verile¬rek koşulsuz uyarıcının meydana getirdiği etkiyi, koşullu uyarıcının da oluşturması sağlanır. Bir başka deyişle, tek başına ses verildiğinde de köpek salya salgı¬lar hale gelir. Bundan sonra ikinci bir koşullu uyarıcı koşullama sürecine dahil edilebilir.

Örneğin; ışık (ikinci koşullu uyarıcı) önce, ses (birinci koşullu uyarıcı) sonra olmak koşuluyla birkaç kez ikisi birlikte verildiğinde, daha sonra tek başına ışığın da salya tepkisi meydana getirdiği gözlenmektedir. Bu koşullamaya birden fazla uyarıcıya koşullama adı verilmektedir. Ancak, birinci koşullamadan ikinciye doğru gidildikçe koşullu tepkinin yani salyanın azaldığı ve tepkinin sadece birkaç deneme devam ettiği görülmektedir (İşman 2005, Senemoğlu 2005).
 

Gölgeleme (Overshadowing): İki koşullu uyarıcı birlikte verildiğinde ise, koşullama daha çok dikkati çeken koşullu uyarıcıya karşı meydana gelmekte, diğeri ise etkisiz kalmaktadır. Bu duruma gölgeleme adı verilmektedir. Örneğin; Zil sesine koşullandırılırken, zil sesinden daha yüksek bir ses var ise ortamda (gök gürültüsü gibi) o zaman köpek gök gürültüsüne koşullanabilir (İşman 2005, Senemoğlu 2005).
 

Öğrenilmiş Çaresizlik: Klasik koşullanmada organizma çaresizdir. Organizma ne yaparsa yapsın durumu değiştiremeyecektir. Herhangi bir ödül elde etmek ya da cezadan kaçmak için tepki gösterilir. Organizma ne kadar çaba harcarsa harcasın durumu değiştiremeyeceğini öğrenerek pasif kalır ve bu pasifliği de istenmeyen tüm durumlara geneller.

Örneğin, okuldaki derslerde ve sınavlarda sürekli başarısız olan bir öğrenci hayatı boyunca başarısız olacağını düşünür. Bir genç erkek kızların kendisini beğenmediğini ve kendisinden sürekli kaçtıklarını düşünerek buna inanır.

Öğrenilmiş çaresizliğin başlıca belirtileri; herhangi bir pekiştireci elde etmek ya da cezadan kaçmak için davranış göstermeye isteksiz olma, pasif olma, depresyon, korku, her türlü sonucu kabul etmeye isteklilik, boyun eğmedir. Gökhan, okuldaki derslerde isteksiz davranmakta ve sınavlarda başarısız olmaktadır.

Bu nedenle yaşamı boyunca başarısız olacağını düşünerek, bu durumunu düzeltmek için hiçbir çaba içersine girmemektedir. Gökhan’ın bu durumu koşullanma sürecinde öğrenilmişlik çaresizlik ile açıklanabilir.
 

2.1.1.1.1. Klasik Koşullanmanın Eğitim ve Hemşirelik Eğitimi Açısından Önemi

Klasik koşullanma, duyuşsal özelliklerin (ilgi, olumlu tutum, olumlu benlik kavramı, akademik özgüven) kazandırılmasında önemli rol oynamaktadır.

Bu özelliklerin kazandırılması için klasik koşullanma ilkelerinin etkili bir şekilde uygulanmasını sağlayacak eğitim ve hemşirelik eğitim programlarının düzenlenmesi önemlidir. Böylece, tesadüfen değil, bilinçli bir şekilde, öğrenmeyi, okumayı seven, olumlu tutumlara sahip, öğrenilmiş çaresizlikten uzak, özgüveni yüksek olan bireyler olarak yetişmesi mümkün olabilir.
 

Öğrenci, okul ile çevresinde kendine mutluluk veren ya da kaygı, korku yaratan uyarıcıları ilişkilendirir. Bu nedenle, eğitimcilerin/hemşire eğitimcilerin yaratacağı olumlu etki okul tarafından da paylaşılacak ve öğrencinin okula karşı olan tutum ve düşünceleri de değişecektir.
 

• Okulda yaşanan olaylarla ilgili olumsuzluk, okul ve okulla ilgili diğer öğelere genellenebilir. Hatta bu etki o kadar güçlü olabilir ki öğrenci yaşamı boyunca eğitime, okula, eğitimcilere ve mesleğine karşı olumsuz bir tutum kazanabilir. Bu nedenle eğitimcilerin özellikle hemşire eğitimcilerin, okulda öğrencilere, mutluluk veren olumlu yaşantılar kazandırmaları, bunu öğrenmeyle ve okulla ilişkilendirmeleri çok önemlidir. Örneğin; bireyin bir sağlık kurumunda edindiği olumsuz bir yaşantı daha sonra tüm sağlık kurumlarına karşı olumsuz tepki göstermeye neden olabilir.
 

Eğitimciler/hemşire eğitimciler öncelikle, davranışını değiştirmek istedikleri öğrencileri tanıyarak, ihtiyaçlarını, isteklerini belirlemelidirler. Böylece, hangi koşulsuz uyarıcılar ile hangi koşullu uyarıcıları birlikte kullandıkları takdirde olumlu özellikleri kazandırabileceklerini planlayabilirler. Öğrencilerin korkuları, kaygıları vb. olumsuz duyguları da sönme yoluyla giderilebilir. Hatta, olumsuz duyguların zıttı olan olumlu özelikler kazandırılabilir.
 

Ayrıca, öğrencilerin akademik özgüvenlerini olumlu hale getirmek için, onları öğrenilmiş çaresizlikten kurtarıp, başardıklarını göstermek, başarıyı tatmalarını sağlamak eğitimde ve hemşirelik eğitiminde klasik koşullanma ilkelerinin işe koşulduğu önemli bir durumdur (Cüceloğlu 2002, Erden ve Akman 2004, Senemoğlu 2005,Taşocak 2003).

 

http://yasamrehberlik.blogspot.com

Son Güncelleme ( Pazar, 26 Eylül 2010 08:45 )
 


mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün463
mod_vvisit_counterDün1254
mod_vvisit_counterBu Hafta5286
mod_vvisit_counterBu Ay33773
mod_vvisit_counter6 Aralık 2008'den Beri2211713
Üyeler : 893
İçerik : 19905
Web Bağlantıları : 6
İçerik Tıklama Görünümü : 6681216

Anket..

Sitemizde en çok hangi bölüm ilginizi çekiyor?
 

Anket...

Ben bir...
 
internet haftasi
e-okul