Eğitim, Çocuğu Tanımak ve Sevmekle Başlar !

Sosyal Öğrenme Kuramı Albert Bandura
Sosyal Öğrenme Kuramı - Albert Bandura 1925 - 1 PDF Yazdır e-Posta
  
Pazartesi, 06 Temmuz 2009 11:30

Sosyal Öğrenme Kuramı -  Albert Bandura 1925

Albert Bandura 4 Aralık 1925’de Canada’nın kuzey Alberta’da Mundare’nin küçük kasabasında doğmuştur. İlk, orta ve yüksekokul eğitimini olağanüstü başarıyla bitirdi. 1949’da British Colombia üniversitesinden Psikoloji alanında üniversite diploması aldı.
1952’de Ph.D aldığı Iowa üniversitesine gitti. Iowa’dayken hemşire okulu öğretmeni Virginia Varns ile tanışıp, evlendiler ve 2 kız çocukları oldu. Doktora Mezuniyeti sonrasında, Bandura Kansas’ın Wichita’da Wichita Rehber Merkezinde görev aldı.
1953’de Bandura Stanford Üniversitesinde öğretmenliğe başladı. Buradayken ilk mezun ettiği öğrencisi Richard Walters ile 1959’da “Adölesan Çatışması” adında ilk kitabını çıkarmak için işbirliğine girmişti. Bandura 1973’de APA’nın Rektörü oldu ve 1980’de APA’nın Seçkin Bilimsel Makale Ödülünü aldı. Bandura halan Stanford’da çalışmalarına devam etmektedir

Bandura’nın temel ilgi alanı klinik psikoloji olmasına rağmen Iowa Üniversitesi’nde bulunduğu sırada Kenneth Spence’den etkilenmiştir. Ayrıca Miller ve Dollard’ın Sosyal Öğrenme ve Taklit adlı kitapları Bandura’yı büyük ölçüde etkilemiştir. Birçok kuramcı gibi Bandura da zaman içinde kendi kuramını geliştirmiştir.

Son zamanlarda “Sosyal Bilişsel Kuram” adını verdiği kuramında sadece öğrenme ve model almanın genel ilkelerini değil, psikolojinin konu alanı içine giren birçok kavram ve süreci de açıklamaya çalışmıştır. Bu çalışmalarını büyük ölçüde “Düşünme ve Etkinliğin Sosyal Temelleri” adlı kitabında toplamıştır (Gezici 2003, Senemoğlu 2005, Aydın 2006).

SOSYAL BİLİŞSEL KURAM
GÖZLEM YOLUYLA ÖĞRENMEYLE İLGİLİ İLK AÇIKLAMALAR
İnsanların diğer insanları gözleyerek öğrenebileceğine ilişkin ilk açıklamalar Plato ve Aristo’ya kadar gitmektedir. Onlara göre eğitim, öğrencilerin gözlemesini ve model almasını sağlamak için en iyi modelleri seçerek öğrencilere sunmaktı. (Aydın 2006).

Gözlem yoluyla öğrenmeyi deneysel olarak açıklamayan ilk kişi ise Thorndike’dir. Deney’de bulmaca kutusundan kaçmayı önceden öğrenmiş olan bir kediyi bulmaca kutusuna; bu konuda eğitilmemiş diğer bir kediyi ise başka bir kafese koymuştur. Deneyimsiz kedi, deneyimli kedinin bulmaca kutusundan nasıl kaçtığını gözlemiştir. Ancak deneyimsiz kedi deneyimli kedinin acemiliği sırasında yaptığı bütün deneme-yanılma davranışlarını göstermiştir.

Aynı tür deneylerini civcivler, köpekler ve maymunlarla yapmıştır. Fakat gözlem yoluyla öğrenmeye ilişkin kanıt elde edememiştir (Koç 2004, Aydın ve ark. 2005, Senemoğlu 2005).

Thorndike’nin araştırmasını Watson’da maymunlarla tekrarlamıştır. O da gözlem yoluyla öğrenme için kanıt elde edememiştir (Koç 2004, Aydın2005, Senemoğlu 2005). Ancak Miller ve Dollard, organizmanın diğer organizmaların etkinliklerini gözleyerek öğrenebileceklerine ilişkin gerçeği kabul etmişlerdir. Onlarda yine diğer davranışlar gibi taklit edilen davranışların da pekiştirileceğini savunmuşturlar. Yani Miller ve Dollard’a göre taklit yoluyla öğrenme; gözlemin, açık tepkinin ve pekiştirmenin bir sonucudur (Aydın 2005, Senemoğlu 2005).

Skinner’e göre gözlem yoluyla öğrenme: Miller ve Dollard’ın açıklamalarına çok benzemektedir. Skinner’e göre önce modelin davranışı gözlenir. Daha sonra gözleyen kişi kendi davranışlarını modelin davranışına uygun hale getirir ve sonuçta da modelin davranışına benzer olan bu davranış pekiştirilir (Erden ve Akman 2005, Senemoğlu 2005).
 

BANDURA’YA GÖRE GÖZLEM YOLUYLA ÖĞRENME
Sosyal öğrenme kuramına göre, bireyler her zaman öğrenecekleri bilgi, beceri ya da davranış üzerinde doğrudan çalışma ya da bu bilgi, beceri ya da davranışlara ilişkin doğrudan deneyim elde etme olmaksızın diğer bireylere bu davranışlar öğretilirken ya da diğer bireyler bu davranışları sergilerken onları gözleyerek de öğrenebilirler. Bu sürece gözleyerek öğrenme denir.

Gözleyerek öğrenme, gözleyen kişinin diğer bireyleri, bir davranışı gerçekleştirirken gözlemesiyle ve davranışın sonuçlarının, gözleyen kişi tarafından gözlemesiyle olmak üzere, iki biçimde gerçekleştirilir. Gözleyerek öğrenmenin olabilmesi için ortamda bir model olmalıdır.

Olumlu davranışlar gibi olumsuz davranışlar da öğrenilmektedir. Bandura, gözlem yoluyla öğrenme ile taklit yoluyla öğrenmenin birbiri yerine kullanılabilecek iki kavram olmadığını açıklamaktadır.

Yani; Gözleyerek öğrenme, basit bir taklit etme süreci değildir. Sosyal öğrenme kuramına göre öğrenme, bireyin gözledikleri kişi ya da davranışları bilişsel olarak izlemesi yoluyla gerçekleşir (Erden ve Akman 2005, Senemoğlu 2005).

Gözleyerek öğrenmenin gerçekleşmesi için, gözleyen kişinin, modelin hangi davranışı nasıl sergilediğine dikkatini yöneltmesi, modelin tam olarak ne yaptığını gözleyen birey tarafından anımsanması, öğrenilenlerin davranışsal olarak sergilenmesi ve öğrenilen davranış konusunda güdülenmesi gerekmektedir (Erden ve Akman 2005, Bacanlı 2006).

Bandura’ya göre bireyin davranışları sadece pekiştirme yoluyla biçimlendirilerek ya da zincirleme yoluyla değil, bilişsel, davranışsal ve çevre faktörlerinin karşılıklı etkileşimiyle oluşur. Bandura’ya göre davranışların büyük bir kısmı diğer insanlarla ilişki içersinde kazanılan öğrenme yaşantılarıyla yani ilgili davranışı gösteren birini model olarak öğrenilir. Buna taklit ya da gözlem yoluyla öğrenme denir. Sosyal öğrenmede temel unsur bireyin başkalarını gözleyerek öğrenmesidir.

Öğrenmenin etkililiği bireyin gözlediği modelin davranışlarını taklit etmesi ve almış olduğu pekiştireç (ödül) ya da cezaya bağlıdır. Saldırganlığın bile model alınarak öğrenebileceğini söylemiştir (Gezici 2003, Elden 2003, Erden ve Akman 2005, Senemoğlu 2005). Ayrıca, bireylerin sağlık davranışlarını kazanmasını etkileyerek insan sağlığına katkıda bulunur. Böylece hastalıklardan korunma ve sağlığı geliştirmeye yardımcı olur (Bandura 2004).
 

GÖZLEM YOLUYLA ÖĞRENME SÜREÇLERI
1. Dikkat Etme Süreci (Attention processe):
Gözleyerek öğrenmenin gerçekleşmesi için ilk koşul, gözleyen kişinin gözlediği modele ve davranışa dikkatini yöneltmesidir. Statüsü ve çekiciliği yüksek modeller gözlenir ve dikkat edilir. Bireyin ilgi, gereksinim ve amaçları, önceki aldığı pekiştireçler, modele duyulan hayranlık, ve tercihleri model almada önemlidir.

Örneğin birey, öğretmeni gibi konuşmaya çalışır ya da babasının gazete okuduğu gibi gazete okuduğu gibi okur. Ablasının kullandığı gibi tarak kullanır (Ataman 2004, Selçuk 2005, Erden ve Akman 2005, Senemoğlu 2005, Bacanlı 2006, Aydın 2006).
 

2. Hatırda Tutma Süreci (Retention):
Davranış zihinde tutulur. Seçtiği modelin ya da gözlediği bireyin davranışlarını tekrar edebilmek için hatırda tutar. Zihinde (hatırda) tutma kapasitesi sembolleştirme ile ilgilidir. Gözlenen bilgi ve davranış sembolleştirilerek kodlanır ve bellekte saklanır. Özellikle de sözel semboller etkilidir.

Gözleyerek öğrenme kuramı; bu süreci, gözlenen durumun sembolleştirilip kodlanması ve bellekte saklanması olarak ifade etmektedir. Sembolleştirme becerileri yüksek olan kişilerin gözleyerek öğrenmeden daha fazla yararlandıkları ifade edilmektedir (Ataman 2004, Selçuk 2005, Erden ve Akman 2005, Senemoğlu 2005, Bacanlı 2006, Aydın 2006 ).

Son Güncelleme ( Pazar, 26 Eylül 2010 08:19 )
 
Sosyal Öğrenme Kuramı - 2 PDF Yazdır e-Posta
  
Pazartesi, 06 Temmuz 2009 11:29

3. Uygulama/Davranışın Oluşum Süreci (Realizing process of behaviour):
Geri bildirim söz konusudur. Gözlenen bilgi, sembolleştirilip kodlanmakta ve bellekte saklanmaktadır. Davranış benzeyinceye kadar tekrar edilir. Öncelikle, bireyin fiziksel ya da psikomotor özelliklerinin, öğrenilen davranışı sergilemeye uygun özelliklerde olması gerekmektedir. Ancak bu durum, bir davranışın sergilenebilmesi için gerekli olmakla birlikte yeterli değildir. Bireyin kişisel yeterlik algısına sahip olması gerekmektedir. Kişisel yeterlik algısı, bireyin öğrendiklerini sergileyebilmesi için isteğe, bu davranışı başarılı olarak sergileyebileceğine ilişkin inanca, sahip olması olarak tanımlanmaktadır (Ataman 2004, Selçuk 2005, Erden ve Akman 2005, Senemoğlu 2005, Bacanlı 2006, Aydın 2006).

4. Güdülenme Süreci (Motivation process):
Pekiştirilen davranışlar tekrar edilir. Cezalandırılan (ya da sonu doyum vermeyen) davranışlar söner. Taklit edilen ve yapılan davranışlar pekiştirilmeli ve teşvik edilmelidir. Diğer türlü davranışın tekrar edilme olasılığı ortadan kalkar. Örneğin, beğendiği sanatçı gibi giyinen bir gence çevresi beğenisini bildirirse davranış tekrar edilir.
Modellenen olaylara ilişkin Özellikler Gözlemci Özellikleri

DİKKAT ETME SÜRECİ
Basitlik
Çekicilik
Uygunluk Algılama kapasitesi
Hazırbulunuşluk
Tercihler

ZİHİNDE TUTMA SÜRECİ
Sembolik kodlama
Organize etme
Zihinsel Tekrar Bilişsel beceriler
Bilişsel yapılar

DAVRANIŞ ÜRETME SÜRECİ
Zihinsel temsil etme
Gözleme
Dönüt verme Fiziksel kapasite

GÜDÜLENME SÜRECİ
Harekete geçiriciler Tercihler
Değerler
Eğilimler
İçsel standartlar
Modelin Davranışına uygun Davranış (Performans)
Şema 1: Gözlem Yoluyla Öğrenme Süreçleri (Senemoğlu 2005).

Şema 2: Gözlem Yoluyla Öğrenme Aşamaları (Senemoğlu 2005).

ÖĞRENMEYI SAĞLAYAN DOLAYLI YAŞANTILAR
1. Dolaylı Pekiştireç:
Bireyin seçmiş olduğu modelin yaptığı davranışların ödüllendirilmesi o davranışı taklit etmesini güçlendirir ve devam ettirir. Örneğin sınıfta öğretmenin sorduğu sorulara cevap veren bir öğrenciyi öğretmenin övmesi ve taktir etmesi, sınıftaki konuşmaları öğrencileri de bu davranışı yapmaları yönünde cesaretlendirir. Dolaylı pekiştirme alan modelin davranışı, gözleyen bireyler tarafından daha sıklıkla ve daha kısa sürede öğrenilmektedir (Aydın ve ark. 2005, Senemoğlu 2005).

2. Dolaylı Duygusallık:
Birey başka bireylerin yaşantılarını gözleyerek dolaylı olarak korku, kaygı gibi duyguları geliştirebilir. Örneğin, evde böcek gördüğünde çığlık atarak koltuğun üzerine çıkan annesini gören çocuk, böceğin korkulacak bir yaratık olduğu sonucuna ulaşarak annesini taklit eder. Yani birey kendisi yaşamasa bile başkalarının yaşantılarını gözleyerek dolaylı olarak korku, kaygı gibi duyguları geliştirebilir (Aydın ve ark. 2005, Senemoğlu 2005).

3. Dolaylı Ceza:
Modelin yaptığı bir davranışın sonunda almış olduğu ceza gözlemlenerek bireyin o davranışı yapma eğilimi ortadan kalkar ya da azalır. Örneğin, bir trafik hatasından dolayı kaza yapan birisini gözlemleyen bir kişi trafik kurallarını sıkıca uyar. Ya da sınıfta kopya çeken ve cezalandırılan arkadaşını gözlemleyen bir kişi kopya çekme davranışından kaçınır. Gözlenen davranışından dolayı ceza alan modelin davranışını gözleyen bireyler, bu davranışları sergilemekten kaçınmaktadırlar (Aydın ve ark. 2005, Ataman 2004, Senemoğlu 2005).

4. Dolaylı Güdülenme:
Bir durumun gözlenmesi bireyin o konuda yalnızca bilgi sahibi olmasını sağlamaz; aynı zamanda bireyi o durumu elde etme konusunda güdüler. Ancak, kişinin bir duruma karşı güdülenmesi için gözlediği durumun kendisi için önemli olması, diğer bir deyişle, değer vermesi gerekmektedir. Aksi takdirde, birey ilgisini o noktada toplamayabilir. Başarılı olmak birey için önemli bir durum ise, birey başkalarının başarılarını ya da başarısızlıklarını gözleyerek, belli bir davranış için, kendi yeterliliklerini değerlendirebilir. Sınıf çapında gerçekleştirilen bilgi yarışmasında ödül alan arkadaşının, başarıya ulaşmak için ne kadar tutarlı bir biçimde çalıştığını gözleyen bir öğrenci, kendisinin de benzer bir başarıya ulaşması için tutarlı bir biçimde çalışması gerektiğini anlayabilir (Aydın ve ark. 2005, Senemoğlu 2005).

Model Özellikleri
Yaş: Model alınan ile model alan arasındaki etkileşim oldukça yüksektir. Model alacak kişi, kendi yaşına yakın olan kişileri model alır.
Cinsiyet: İnsanlar kendi cinsiyetlerinden kişileri model alırlar.
Kişilik: İnsanların yine kendi kişiliklerine yakın kişilerin davranışlarını model alırlar.
Statü: Yüksek statülü kişilerin davranışları taklit edilir.
Davranışın özelliği: İnsanların daha çok basit davranışları model alma eğilimindedir.
Model alınan davranışın öğrenmeye etkisi: Davranışların sonuçları ne kadar olumluysa, o davranış taklit edilme olasılığı o kadar çok artar (Ulusoy 2004, Aydın ve Akbağ 2005, Senemoğlu 2005, Bacanlı 2006).
Model alınacak etkinliklerin sahip olması gereken özellikler;
Gözleyenin fiziksel ve bilişsel yapısına uygun olma.
Bireysel hedeflere ve ilgilere uygunluk.
Fonksiyonel değere sahip olma (Senemoğlu 2005).

SOSYAL BILIŞSEL KURAMIN DAYANDIĞI İLKELER

1. Karşılıklı belirleyicilik: Bandura’ya göre bireysel faktörler, bireyin davranışı ve çevre, karşılıklı olarak birbirlerini etkilemekte ve bu etkileşimler bireyin sonraki davranışını belirlemektedir (Senemoğlu 2005 Aydın ve ark. 2005).

Birey Davranış Çevre
Şema:3 Karşılıklı belirleyicilik (Senemoğlu 2005).

2. Sembolleştirme kapasitesi: Bandura insanların, dünyanın kendisinden çok bilişsel temsilcileriyle etkileşimde bulunduklarını; bilişsel temsilciler yoluyla dünyayı sembolik olarak gördüklerini savunmaktadır. Bunun anlamı İnsanoğlu, düşünme ve dili kullanma gücüne sahip olduğundan geçmişi kafasında taşıyabilmekte, geleceği ise test edebilmektedir. Henüz meydana gelmemiş olaylar da zihinde temsil edilir (Aydın ve ark. 2005, Senemoğlu 2005).

3. Öngörü kapasitesi: İnsanlar gelecekte başkalarının kendilerine nasıl davranacaklarını tahmin edebilmeli, hedeflerini belirleyebilmeli, geleceklerini planlayabilmelidirler. Kısaca, düşünme etkinlikten önce geldiğinden, insanlar ileriyi düşünebilmelidir (Aydın ve ark 2005, Senemoğlu 2005).

4. Dolaylı öğrenme kapasitesi: İnsanlar özellikle çocuklar, genellikle başkalarının davranışlarını ve davranışlarının sonuçlarını gözleyerek öğrenirler. Bu nedenle, dolaylı öğrenme kapasitesine sahip olma sosyal öğrenme de önemli bir ilkedir (Aydın ve ark. 2005, Senemoğlu 2005).

5. Kendini düzenleme kapasitesi: Sosyal bilişsel kuramın temel ilkelerinden biri de insanların kendi davranışlarını kontrol edebilme yeteneğine sahip olmalarıdır. İnsanlar ne kadar çalışacaklarını, ne kadar uyuyacaklarını, neleri yiyeceklerini, neleri içeceklerini, ne kadar konuşacaklarını, toplumda nasıl davranacaklarını vb. pek çok davranışlarını kendileri kontrol ederler. Bir davranış yapılırken düzenleme yapılarak o davranış gerçekleştirilir. İnsanlar kendi hayatlarını, kontrol edip düzenleyebilirler (Arı R 2005, Aydın ve ark. 2005, Senemoğlu 2005).
 
Sosyal Öğrenme Kuramı - 3 PDF Yazdır e-Posta
  
Pazartesi, 06 Temmuz 2009 11:28

6. Kendini yargılama kapasitesi ve Öz-yeterlilik: İnsanlar kendileri hakkında düşünme, yargıda bulunma kendilerini yansıtma kapasitesine sahiptirler. Bireyler kendileri ile ilgili fikirlerini kaydederler ve etkinliklerinin sonuçlarına göre, bu fikirlerin yeterliliği hakkında yargıda bulunurlar. Bütün bu yargılar, bireyin herhangi bir işi başarılı olarak yapmada ne derecede yeterli, yetenekli olacağına ilişkin görüşünü geliştirir (Aydın ve Can 2005, Senemoğlu 2005).
Öz-yeterlik: Bir davranışı yapma konusunda kendimizi ne kadar yeterli hissetmeye dair algımız. Özyeterlik ne kadar yüksek ise davranışı yapma eğilimi o kadar yüksektir. Özyeterlik sosyal öğrenme kuramının temel kavramıdır. Öz yeterlik kişinin kendi kapasitesinin farkında olmasıdır. Bandura öz yeterliği; bireyin belli bir performansı göstermek için gerekli etkinlikleri organize edip, başarılı olarak yapma kapasitesine ilişkin kendini algılayışı, yargısı ve inancı olarak tanımlamıştır. Başka bir deyişle öz yeterlik bireyin karşılaşabileceği problem durumunu ne derece çözebileceğine ilişkin olarak kendisine olan inancı ve yargısıdır. Örneğin gireceği önemli bir sınavı kazanacam! Yapacam!..., başaracağım! Şeklindeki kendisine güven iletileri, öz yeterliğinin güçlü olduğunu gösterir. Özyeterlilik yargıları dört temel kaynaktan elde edilen bilgilerden etkilenmektedir (Kara 2002, Özten 2002, Senemoğlu 2005).
 Yaşantı: Bireyin kendisinin yaptığı başarılı ya da başarısız etkenlerin sonucuna göre elde ettiği bilgiler.
Ø
Ø Dolaylı yaşantılar: Bireyin model aldığı kişinin başarılı ya da başarısız etkinlikleri, bireyin aynı etkinlikleri kendinin de başarabileceğine yada başaramayacağına ilişkin yargıları ortaya çıkarır.
 Sözel ikna: Bir
Øeyin problemi başarıp, başaramayacağına ilişkin telkinler, teşvikler, nasihatler, öğütler,
Ø Psikolojik durum: Bireyin belirli bir problemi ya da görevi başarıp başaramayacağına ilişkin kendi beklentisi özyeterlilik algısını etkiler.
Öz yeterliği yüksek olan birey karmaşık olaylarla baş edebilir. Her türlü problemi çözebilir. Kendine güveni yüksektir. Kendi ilgi, yetenek ve özelliklerine saygı duyar. Evde, okulda ve meslekte başarılı olur. Cesaret ve inancı gelişmiştir. Başarıya odaklıdır.
Öz yeterliliği düşük olan birey ise olaylarla baş edemez, Problemlere karşı yetersizdir.
Kendine güveni zayıftır. Kendine karşı şüphelidir. İlk denemelerde başarısız olur ve tekrar denemelerden kaçar. Umutsuzluk ve mutsuzluk içerisindedir. Sıkça savunma mekanizmalarına başvurur.
Öz-düzenleme
Sosyal Öğrenme kuramında bir diğer önemli kavram, öz düzenlemedir. Bireyin kendi davranışlarını gözleyerek yine kendisi tarafından belirlenen ölçütleriyle karşılaştırarak yargıda bulunması ve davranışlarını ölçütlerine uygun hale getirmesine öz düzenleme denir. Yani öz düzenleme, bireyin davranışlarını etkilemesi, kontrol etmesi ve yönlendirmesidir. Bu nedenle bireylerin davranışlarının kontrol edilmesinde dıştan verilen pekiştireçler ve cezalar değil bireyin içsel süreçleri (pekiştireçleri) önemlidir. Birey başkalarını ve kendi yaşantılarını gözleyerek ödüllenen davranışları seçer ve performans standartlarını geliştirir. Daha sonra birey kendi performansını geliştirdiği performans standartları ile karlaştırarak davranışı hakkında karara ulaşır. Davranışı standartlara uygun ise, kendini pekiştirir ve davranışını sürdürür; diğer türlü kendini cezalandırır ve davranışını değiştirir. Sosyal öğrenme kuramına birey kendi davranışlarını etkili olarak kontrol edebilir. Dışarıdan başka birisinin kontrolüne ihtiyacı yoktur (Kara 2002, Şenyüz 2002, Öztan N 2002, Senemoğlu 2005).

SOSYAL BILIŞSEL KURAMIN EĞITIM AÇISINDAN ÖNEMI
Bandura’nın sosyal, bilişsel kuramı yada sosyal öğrenme kuramının eğitimde pek çok uygulanabilir ilkesi bulunmaktadır. Bu kuramın ilkelerinin eğitimde uygulanması daha iyi öğretmen, daha iyi ana-baba, daha iyi öğrenci, daha iyi vatandaş, kısacası daha iyi insanlar olmamızı sağlayabilir (Senemoğlu 2005).
Bandura, bireyin her şeyi doğrudan öğrenmesine gerek olmadığını, başkalarının deneyimlerini gözleyerek de pek çok şeyi öğrenebileceğini savunmaktadır. Birey, gözlediği modellerin pekiştirilen davranışlarını kendi de göstermekte, cezalandırılan davranışlarını ise yapmamaktadır. Bu kuramın ilkerini eğitime uygulayabiliriz. Uygularken dikkate alınacaklar:
• Öğretmenler, öğrencileri için yalnızca arkadaşlarının değil kendilerinin de model olduklarını unutmamalıdırlar.
• Öğrenme sürecinde model alınacak davranışlar belirlenmelidir.
• Hangi davranışların model alınması isteniyorsa o davranışlar, açıkça gözlenebilir şekilde sergilenmelidir.
• Öğrencilerin bireysel özellikleri dikkate alınmalıdır (Gelişim özellikleri ve bireysel farklılıklar).
• Öğrencinin öz yeterliliğinin gelişimine katkıda bulunulmalıdır.
• Öğrencinin model alacağı davranışı yapabilmesi için gözlem süreçleri düzenlenmelidir.
• Öğrencinin gözlemlendiği davranışı yapabilmesi için uygun ortamlar sağlanmalıdır (Aydın ve ark. 2005).

 

http://yasamrehberlik.blogspot.com

 


mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün258
mod_vvisit_counterDün1522
mod_vvisit_counterBu Hafta12110
mod_vvisit_counterBu Ay30598
mod_vvisit_counter6 Aralık 2008'den Beri2331339
Üyeler : 905
İçerik : 20658
Web Bağlantıları : 6
İçerik Tıklama Görünümü : 7417707

Anket..

Sitemizde en çok hangi bölüm ilginizi çekiyor?
 

Anket...

Ben bir...
 
internet haftasi
e-okul